Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Şark cephesinde unutulan evlâtlar

Şark cephesinde unutulan evlâtlar



Biri üç günlük, diğer altı günlüktü... Anne baba ve akrabalardan oluşan diğer yirmibeş kişiyle birlikte katledildiler Çevrimli’de... O bebeklerden birinin adını veremezdiniz o havaalanına çünkü henüz adları bile konmamıştı!... 
O havaalanın adı Bayram Tekin de olabilirdi... Cenazesinde  “Bir Bayram gider, başka Bayramlar gelir, eşim geride aslanlar gibi bir evlat bıraktı” diyen Gülay Tekin’in eşi, birbuçuk yaşındaki Altay’ın babası Bayram Tekin...
Ya da Şenol Akar düşünülebilirdi... Güneydoğu’nun ilk şehit öğretmeni... İlk görev yerinde katledilmişti; risksiz eylem arayan ve bunun için silahsız ve savunmasız öğretmenleri seçen alçaklar şebekesi tarafından... Veya Mustafa Boz... İmam-Hatip lisesinde meslek dersleri öğretmeniydi... Kimisinin öldürülme gerekçesi ’asimilasyon memuru’olması, kimisinin ise okuluna ısrarla Türk bayrağı çekmesiydi...
Arif Mamış da uygun düşerdi...  “Bir gün gelemez, şehit düşersem, arkamdan ağlama” dediği Sudenaz’ın babası...  “Kocamın başında ağlamayın, şerefsizleri sevindirmeyin” diyen eşe ve çocuğa sahip özel harekatçı Cihat Akkaya...
Şehit olmadan önce bir arkadaşının sayfasına “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” yazan Yavuz Selim Arslan... Zonguldaklı Yüzbaşı Hasan Atıl, Tarsuslu taksicinin, resmi nikâhı yapılmış ama düğünü yapılması için gün sayılan oğlu Faruk Kaya... İki yıl önce trafik kazasında erkek kardeşini kaybettiği için, Fidan annesi telaşlanmasın diye gittiği yeri söylemeyen, altı aylık evli Cengiz Gülcü... 
Bu adların hepsi verilebilirdi o havaalanına... Yine arkadaşlarına  “Siz rahat uyuyasınız diye sırtımda kırk kilo yük, aklım vatanımın dağlarında, geziyorum” diye not bırakan Gaziantepli Cevdet Deniz Özdemir gibi... Aynı çatışmada şehit düşen ve cenazesinde  “Bağırıp da hainleri sevindirmeyin, dik durun”  diye haykıran yedi aylık hamile Sultan’ın eşi Osmaniyeli Hasan Erzi gibi...
Yüzlerce ad vardı yüzlerce... Korucu Mehmet Coşkun da koyabilirdiniz, komando astsubay Hüseyin Ateş de... On yedi yaşındaki engelli oğlu Fatih’in tedavisi için emekli hâliyle çalışmaya devam ederken, diğer oğlunun şehadet haberini alan baba Cemal Türken’in oğlu Tuncay Türken... “İki evladım daha var. Onları da bu vatana seve seve kurban ederim. Ben hainin yüzünü güldürmem. Oğlum bu bayrağa kanını verdi” diyen babaya, “Oğluma söz verdim, ağlamayacağım. Onları sevindirmeyeceğim. Vatan sağ olsun” diye seslenen anaya sahip şehit Emre Anşin...
Afyonkarahisarlı üsteğmen Sami Çiftçi, Adıyamanlı er Serdar Küpeli, İznikli Süleyman Güleç, Antalyalı uzman çavuş Erdoğan Sönmez, Tokatlı er Uğur Sağdıç, Konyalı çavuş Ramazan Emre Ala, Muğlalı asteğmen Burak Erdi Uysal ve yüzlercesi...
Asker, polis, öğretmen... Saydıklarımızın hepsi Şırnak’ta şehit düştü... O meşhur tabirle ‘gül bahçesine girer gibi’ yürüdüler ölüme, Akif’i doğrularcasına ‘Peygamber kucağı’na kahramanca koştular... Ankara da onların vatanıydı, Giresun da, İstanbul da, Şırnak da... Erzurum’un da evlâdıydılar, Kayseri’nin de, Şırnak’ın da...
Sonra... Şırnak’ta bir havaalanı yapılmıştı ve ona bir ad konacaktı... ‘Evlât’ olarak hiçbirisinin adı akla gelmedi... Şırnak bu vatanın bir parçası olarak kıyamete kadar kalsın diye kanlarını sebil edenler unutuldu, yerine ‘Şırnak’ın evlâdı’ denilerek, Şerafettin Elçi adı bulundu... ‘Şırnak’ın evlâdı’nın hatırı, ‘vatan evlatları’nın hatırına galebe çaldı...
Ne demişti Şırnak’ta şehit düşen Rizeli er Caner Kesimal facebook’ta:  “Ben ölürsem ne olur biliyor musun? Herkes unutur, bir tek annem hatırlar!..” Büyük ölçüde haklı çıktı galiba... Ramazan günü ‘Şark cephesinde unutulanlar’a bakıp bu utancı yaşıyoruz... 
Tek tesellimiz, bizler gibi, bu utancı yaşatanlara da şah damarlarından daha yakın olan ve kalplerdeki gizliyi saklıyı bilen Allah’ın ‘şehitler ölmez’ teminatına ve şaşmayacak adaletine olan inancımız... Gerisi hikâye...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS