Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > 'Allahaısmarladık’

'Allahaısmarladık’



“Ailemin adresi: İstanbul’da, Beşiktaş’ta, Yeni Mahalle’de, Bostanüstü’de 62 Numaralı hanede Musa Efendi. Bu defter kimin eline geçerse bir şehit hürmetine yukarıdaki adrese göndersin.” 
Çanakkale şehidi Teğmen İbrahim Naci, şehit düşeceğinden emin gibi böyle başlamış günlüğüne... Günlüğü yayına hazırlayan 18 Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Lokman Erdemir ve Çanakkale Savaşı Harp Malzemeleri ve Belgeleri Koleksiyoneri Seyit Ahmet Sılay, notların sonunda geçen “Allahaısmarladık” ifadesinin son kelimesini kitaba isim olarak seçmişler... 
Teğmen İbrahim Naci, İstanbul’dan yola çıkıp, şehit düştüğü ana kadar, edebî ve akıcı bir üslupla, savaşın insan üzerindeki psikolojik etkilerinden, mekân tasvirlerine kadar önemli analizler yapıyor... 
İbrahim Naci savaş günlüğünü tamamlayamadan şehit düşüyor... Yirmi dokuzuncu gün, yani 21 Haziran 1915/Pazartesi günü son olarak şu notları yazıyor: “Saat 7.00. Geceden beri düşman taarruz ediyor. Şimdi gidiyoruz. Allah hayreylesin... Saat 11.00. Muharebeye girdik. Milyonlarla top ve tü-
fek patlıyor. Şimdi birinci onbaşım yaralandı. Allahaısmarladık...” 
Bölük Yüzbaşısı Bedri Efendi, şehit İbrahim Naci’nin geride kalan eşyaları arasında bu günlüğü buluyor ve Naci’sine hitap eder şekilde kendisi devam ediyor... Kahramanlığını, yiğitliğini ve mitralyöz gibi konuşkanlığını anlatıp, Türk gençliğinin döktüğü sel gibi kanın, vatanın kuru topraklarından daha intikam alıcı, daha gayretli, daha bilgili, Türklüğü ve Turan’ı eski haşmetinden daha yükseklere çıkaracak filizleri sulayacağını söylüyor ve şu notu düşüyor: 
“Naci!.. Sen ve emsalin ölmediniz, bir iki kazma darbesiyle oyulmuş çukurlara gömülmediniz; siz büyük Türklüğün ve Müslümanlığın sinesinde hürmet ve saygıyla yaşayacaksınız...” 
Yüzbaşı Bedri Efendi de tamamlayamaz günlüğü... 2 Temmuz 1915’te Zığındere muharebelerinde düşmana taarruz sırasında o da şehit düşer... Bunun üzerine günlükteki son notun altına bir çizgi çekilir ve 71. Alay 3.Tabur İmamı Mustafa Memduh ve kâtip M. Atıf şehadetin gerçekleştiğini yazarlar... Günlük baştan sona etkileyici ama bugün yaşadığımız felaketler karşısında milletin tamamından aynı hassasiyeti görememenin üzüntüsünü yaşayanlar için şu bölüm çok önemli: 
“Vaktiyle Türk kahramanlığı, büyüklüğü ile titreyen bu yerler şimdi ne felaketler, ne küçük düşürücü hadiseler yaşamıştı. Cesaret ve adaletiyle şan veren ecdadımızın haşmetiyle dolu bu topraklar daha dün Bulgarların uğursuz ve kirli ayaklarıyla ne kadar çiğnenmiş, kim bilir ne kadar ağlamıştı. Bilmem buralar bundan etkilenmiş miydi? Ben geçtiğim yerlerdeki İslâm ahalisinde bu hissi göremedim. Önlerinden kurbanlık kuzu gibi geçen askerlerimize fazla bir yardım ve yakınlık göstermiyor, hiç olmazsa su dağıtarak onların yaralı kalplerine merhem olmuyorlardı.
Biz ki, kendi toprağımız için harp ediyor, kendi namusumuz, kendi şerefimiz için kan döküyoruz, böyle mi olmalıydı? Ah! Biz ne kadar hissiz, ne kadar kansız imişiz. Kamçı gibi çarpan şiddetli bir yağmur altında, kırık taşla, çamurla dolu sokaklarından geçerken dar pencerelerden uzanan irili ufaklı başların pek azında üzüntü belirtileri görmüştüm. Ah! Bunlar ne soğuk adamlardı!” 
İşin maalesef bir de bu tarafı vardı. Teğmen İbrahim Naci gördüklerini, savaş atmosferinin verdiği duygusallıkla bu şekilde kâğıda dökmüştü... Bugün de zaman zaman bu hisse kapıldığımız oluyor... Ama şunu bilmek güzel: Sonunda İbrahim Naciler kazanıyor... Yok olmuyorlar; tarih onları karanlığın içinden çekip, bugüne, hak ettikleri mevkiye taşıyor... Duygusuzlar, nemelâzımcılar, işbirlikçiler, korkaklar toprağın altında çürüyüp giderken, şehitler ölmüyor!.. 
Ülke yanarken, duygusuzca camlarından bakanlar, önlerinden kurbanlık gibi giden evlâtlarına aldırış etmeyenler, hissiz bir varlık gibi yaşadıkları dünyadan arkalarında hiç bir şey bırakmadan çekip giderlerken, İbrahim Naciler bir vatan bırakıyorlar...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS