Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Bu benim; ben, sen o...

Bu benim; ben, sen o...



Celişkilerimle çeşit çeşitim ben... Mısır için “Ordu demokrasiyi dizayn ediyor” diyen iradeye karşı çıkarım ama aynı ABD’nin Suriye’yi vurması için dilimdeki dualar eşliğinde gözlerimi ufuk çizgisine mıhlarım... Silahsız halka kurşun yağdıran Sisi’ye düşmanım ama darbeye destek veren Suudi Arabistan ve Katar için sesimi çıkarmam... 
Üniter yapıyı canı pahasına savunan vatanseverim... Dolayısıyla PKK’yla kanlı bıçaklıyım ama bu bebek katili örgüte yıllarca yataklık yapan BAAS rejimine de laf söyletmem...
İslâm adına BAAS rejimini devirmeye çalışanları desteklerim ama bu uğurda insanlık dışı yöntemleri kullanan kimi marjinal grupları görmezlikten gelmekten utanmam...
Dört dörtlük ulusalcıyım ama ulusalcılığımın ‘ulusun değerleri’yle ilgisinin olup olmaması umurumda olmaz... Muhaliflikse amaç, bölücülerle bile kol kola girebilir, karakol yapımına karşı çıkan terörizm destekçileriyle beraber hareket edebilir, Gezi-Lice dayanışma köprüsü kurabilirim... 
Milliyetçiyim ama milleti pek tutmam... Beni desteklemediklerinde hakaretten, kömüre, makarnaya satılmışlıklarını söylemekten geri durmam... Literatüre ‘milletine hakaret eden tek milliyetçi’ sıfatıyla girmekten ar etmem... 
Çok sıkı İslâmcıyım, ümmetin topyekûn kurtuluşunu savunurum ama ümmet kavramımın sınırları Türklerin coğrafyasının başladığı yere kadardır... Pasifik’in doğu ucu girer de Doğu Türkistan, Kerkük, Karabağ ve diğerleri bu kapsama girmez... Sadece ‘Türk’ denilince ‘ırkçılık’aklıma gelir... Diğer kavimlerin alayı istisnadır... 
Hesapta Alevîyim ama Ali’siz Alevîci, ateist örgütçülerin önüme geçmesine karşı yeterince sesimi yükseltmem, evlâd-ı resule sadakâtin gereğini yerine getirmekte aciz kalırım... 
Milliyetçiler Marksist örgütlerin üniversitelerde terörist saldırılarına maruz kaldıklarında ‘karşıt görüşlü öğrenci çatışması’ diye geçiştirmekten, gamsız nazarlarla uzaktan bakmaktan gocunmam ama aynı çeteler bana musallat olduklarında ortalığı ayağa kaldırırım... 
Demokratım ama başörtüsü görünce demokratlığımı arka cebime sokarım... Her türlü düşünce ve görüntüye bahşettiğim özgürlüğü başörtüsünden esirgerim... Yanlış anlaşılmasın dine değil, doğmalara karşıyım, benim babaannem de başörtülüydü, dedem ise kandil akşamları simit yerdi... 
Sanatçıyım ve barıştan yanayım ama terör örgütlerinin katlettiği masumlar söz konusu olduğumda gözlerime tavuk karası iner... ‘İnsan hakları’ deyince aklıma en önce katillerin hakları gelir... Onların acıları karşısında yüreğim yufkalaşır, meydanlara düşerim... 
Halkçıyım ama seviyesine inmem, zekâsını kendi kendisini yönetecek kadar gelişkin bulmam ve gördüğümde derhal ‘seçkinci’ kesilirim... Bunu da ‘o halkın mutluluğu için ona rağmen’ yaparım... 
Adalete çok düşkünüm ama geçmişte bana yapılan adaletsizliklerin rövanşını almak için yetki elime geçtiğinde her türlü adaletsizlik yapmayı ibadet sayarım... Mağduriyetimin zaman aşımı ve son kullanım tarihi yoktur, bin yıl da geçse verimi yüksektir... 
Başkası çaldığında yağmacıdır, talancıdır, hırsızdır... Ama benim adamım çaldığında “Bizim haspaya yakışıyor” veya “Çalıyor ama iyi de çalışıyor” derim, konuyu ‘tüyü bitmemiş yetim hakkı’olarak değil, güçler arası mücadelede öne geçmenin şartlarından birisi olarak görür, ‘Dar’ül harp’ hatırına onaylarım... 
 

***
 

Bu ‘çift kişilik’ benim... Her yerde varım... Ve bu yapıların içinde ‘azınlık’ olmaktan hızla öteye geçiyorum... Bağnazlığım ve tahammülsüzlüğüm her geçen gün maalesef derinleşiyor... İşin belki de en ilginç yanı herkesin bir diğerinin çelişkisine teşhis edip aşağılaması ama kendi çelişkisini ıskalaması... 
Bu benim; ben, sen, o... Ne hazindir ki gittikçe çoğalıyoruz...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS