Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Muhaliflik her şeyi meşru kılar mı?

Muhaliflik her şeyi meşru kılar mı?



‘Dağdaki iyi çocuklar’ın arkadaşı bir bakıyorsunuz ya dozerin önünde ya da twitter’ın başında ‘mezhebî’ kışkırtıcılık peşinde... Ömrünü Dersim’de Atatürk’ün soykırım yaptırdığını ispatlamaya adamış birisi, Atatürk’ün partisini kemire kemire bölücü harekete lojistik sağlıyor...
PKK’nın sivil uzantısı partinin, “Türk ordusunun savaş kabiliyeti yok, tarihî bir yenilgi alır” diye akıl veren ‘devrimci’milletvekili, düzendeki adaletsizliğe isyan eden masum kitlelerin başını oraya buraya çekiyor, ağaçlar, böcekler ve kuşlar adına!..
Türkiye’nin en çok okunan ‘pop-yazar’ları sözüm ona ‘çevrecilik’ ve Hasankeyf hatırına Ilısu Barajı’nın yapımına karşı çıkıyorlar, terörist örgütle örtüşe örtüşe... Bu barajın hem enerji üretimi hem de alan kontrolü açısından devlete ve millete kazandıracaklarını umursamadan...
Muhalifiz ya, her şey yıkılsın, her şey kahrolsun!.. İdeolojik ihanetin ve siyasî işbilmezliğin dünyanın en kaba Vandalizmiyle buluştuğu nokta burası olmalı... Vur, kır, parçala, bu maçı kazan!.. Hepimiz fil olalım, züccaciye dükkanımızda ‘zafer’ halayı çeken!.. 
Burada açık bir sıkıntı var... Herhangi bir olayı ele alalım... Meselâ Hatay’da yaşanan olayları... Eğer bu olaylarla ilgili, kimi Kürtçü, ulusalcı ve solcu gazeteler aynı başlıklar eşliğinde aynı yorumları yapıp, aynı değirmene su taşıyor iseler, evet ısrarcıyım, bu ‘manşet akrabalığı’nda bir sıkıntı var demektir... Sadece ‘iktidara muhaliflik’ duygusu bu ittifakı bir araya getiriyorsa, o ittifaka dahil olanların ‘diğer özellikleri’ni ne yapacaksınız? Onların meşruiyet kazanmasını nasıl engelleyeceksiniz? İspat için söz konusu gazeteleri şimdi gidin bayiden alın ve ODTÜ, Hatay veya Ankara’da meydana gelen olaylara ilişkin ‘ağız birliği’ne şahit olun... 
Lice’de örgüt talimatıyla karakol inşaatını basmaya kalkışanlar arasından Medeni Yıldırım isimli bir genç, çıkan çatışmada ölmüştü... Gezi’yi takiben gerçekleşen bu olayla ‘DirenLice’ eylemi başlamıştı... Ve ‘ilgili’ulusalcı televizyon Kadıköy’den Moda’ya doğru beş bin kişinin ellerinde Türk bayraklarıyla yürüdüklerini ve Kürtçe ‘Yaşasın halkların kardeşliği’sloganı attıklarını aktarmış, ‘Türk milliyetçileri’yle ‘Kürt milliyetçileri’nin birleştiği yalanını savurmuş, yüzde 50’yi ötekileştiren hükûmetin, şimdi de Kürtleri ötekileştirdiğini, Lice olaylarının bundan patladığını öne sürmüştü...
Türkiye Cumhuriyeti devleti karakol da yapacak, baraj da... Bu tasarruf sadece kendi elindedir, hiç kimseden izin almaz, almaya kalkarsa zaten ona ‘devlet’ denmez... Buna cebirle karşı çıkana da tedbir alır, almak mecburiyetindedir... O hâlde Lice’de meydana gelen olayda ölen gençle, diğer olaylarda ölenleri bir liste yapıp, âdeta ‘şehitler albümü’ yayınlayanlar hangi amaca hizmet etmiş oluyorlar? Ne yapacaklardı askerler, karakolu teslim mi edeceklerdi? 
“Çekilmeyi durdurduk” diye açıklama yapıyor KCK... Bir yığın gerekçe sıralıyorlar ama birinci gerekçeleri ‘karakol ve baraj yapımlarının sürmesi’... Bunu ‘yeniden savaşa hazırlık’ olarak gördüklerini söylüyorlar veya öyle sunmak işlerine geliyor... Şimdi burada kime hak vermek gerekiyor, topraklarının güvenliği için karakol yapımında ısrar eden ‘devlet’e mi, yoksa terör örgütüne mi? 
Bu arada bir de hatırlatma... Üzerine ‘bölücü’ gölgesi düşmüş bir muhalif dalga, devlette tahribat yapsa da, hükûmetin arkasındaki seçmen desteği üzerinde bir erozyona yol açmıyor... Tam tersine, ortak hareket eden muhalefetteki ‘şaibeli renklilik’, dağılanları yeniden toplamaya yarıyor, kopan seçmeni eski mevzisine döndürüyor... 
Yaşadıkları adaletsizlikleri protesto için Gezi protestolarının ilk günlerinde meydanlara inip, gördükleri tablo karşısında geri çekilen masum ve mâkul insanlar, aslında çok şey anlatıyor olmalıydı... Tabii anlayanlar için...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS