Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Milliyetçiliğin bitmeyen dramı

Milliyetçiliğin bitmeyen dramı



Dünkü yazımda, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, son olarak da Norveç’te yükselen ırkçılığı ve bu ırkçılığa kaynaklık eden ‘İslâm karşıtlığı’ve ‘yabancı düşmanlığı’nı örnek göstermiş, yazıyı şu soruyla bitirmiştim:  “Ya Türkiye? Batı ülkelerine oranla ‘muharrik unsur’açısından çok daha ‘verimli’ bir ülke... Hem işsizlik oranı daha yüksek, hem daha fakir, hem de üniter yapısı çok büyük bir tehdit altında... Benzeri yaşansa ırkçı dalganın bütün Avrupa’yı esir alması mümkünken, Türkiye’de bırakın ırkçılığı, milliyetçilik neden yükselmiyor?” 
Elbette ırkçılık, sömürgeci kültürün, “Kişi bir hayvan gibi davrandığı için yaşama hakkını kaybedip kendini köle olmaya uygun bir duruma getiriyordur” diyen felsefî rahimin ürünüydü... ‘Irkın saflaştırılması’anlamında kullanılan ‘öjenik’kavramı da ancak böyle bir zeminde hayat bulabilirdi... 
Doğu bu konuda mâsumiyeti ifade eder... Hem coğrafî kökenimize hâkim olan kültür, hem de ırkçılığı kesin bir dille reddeden İslâm’ı benimseyişimiz dolayısıyla ırkçılık bu topraklarda hiç karşılık bulmamıştır... Türk milliyetçiliğinin sistematiğini kuran Ziya Gökalp’in bile ‘ırk’ın ‘zooloji’nin konusu olduğunu ifade ederek, milliyetçiliği ‘kültür’le açıklaması, bizdeki milliyetçilikle Batı’nın ırkçılığı arasındaki farkı ortaya koyar... 
Milliyetçilik daha çok ‘tehlike’ anında hissedilir, milletler ‘düşman’ın artan tehdidi karşısında bu duyguya sarılırlar... Doğrusu milliyetçilik ‘rahat zamanlar’ın ve ‘gevşekler’in ideolojisi değildir... Doğaldır ki, tasfiye, parçalanma veya ‘devletine ortak edinme’ tehdidi altındaki günümüz Türkiye’sinde milliyetçiliğin yükselmesi, bu yükselişin de siyasî tabloya yansıması gerekir...
Bunu herhangi bir yapıyı, milliyetçi parti, dernek, vakıf veya yayın organını eleştirme adına değil, yarınların doğru kurgulanması adına topyekûn muhakeme olması için sorgulamaya çalışıyorum... Batı’da ‘olmayan tehditler’ üzerinden bile halklar ırkçılığa kayarken, geleneğinde başka kavimleri ötelemek olmayan Türk milleti, üzerine çöken karabasana rağmen neden milliyetçi yapıları zirveye taşımıyor?
Milliyetçilerin tehdit olarak hissettiğini eğer halk hissetmiyor, ‘Türkiye karanlık bir sürece girdi, ülke parçalanmaya götürülüyor’tespitleri yeterince karşılık bulmuyor ve bu yüzden siyasî tercihler değişmiyorsa, buradaki ‘güven’, ‘itibar’, ‘iletişim’ ve ‘etkileşim’probleminin kaynağı hangi taraftır? Nasıl düzeltilebilir?
Anketlerde kişinin kendini tanımlamasında ‘milliyetçi’ tercihi birinci sırada çıkıyor... Bu cevap aslında ‘Türkiye’de milliyetçilik neden yükselmiyor?’sorusunu anlamsız hâle getiriyor... Yükselen bir milliyetçilik var ama kendisini ifade sıkıntısı çekiyor... Eğer bir insan en önemli siyasî özelliği olarak ‘milliyetçi’liğini gösteriyor ama siyasî tercihini milliyetçiliği ayaklar altına aldığını açıkça ifade eden siyasetçi lehine kullanabiliyorsa, dünyada benzeri görülmeyen bu paradoksun gerekçeleri neler olabilir? 
Milliyetçiler, ‘kendilerini milliyetçi hissedenler’in sayıca önemli bir kısmını neden ikna edemiyor? Ya da tam tersinden soralım: ‘Kendilerini milliyetçi hissedenler’in sayıca önemli bir kısmı, milliyetçilere siyaseten neden yeterince itibar etmiyor? Artık patolojinin konusu olması gereken bu güvensizliğin veya ilgisizliğin sebepleri neler olabilir ve nasıl aşılabilir? 
Ya ‘algı’sorunuyla karşı karşıyayız, ya da ‘inandırıcılık’... Birincisi ‘hedef kitle’nin, ikincisi ise ‘mesaj veren’in problemi... Ve milyonlarca milliyetçi seçmenin ‘milliyetsiz tercih’i Türkiye’nin problemi... 
Bu yarınların doğru kurgulanması adına kafa yorulması gereken bir dram aslında; milliyetçiliğin dramı...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS