Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Cumhurbaşkanı’nın ‘ben’leri

Cumhurbaşkanı’nın ‘ben’leri



“Şeref ve gururu taşıdım... TBMM çalışmalarını yakından izledim... Azami çaba sarf ettim... Türkiye’nin normalleşmesine özen gösterdim... Kararlılığa destek oldum... Sandığın erdem ve onuruna yürekten inandım... İnancımı hiçbir zaman sarsmadım... Bilincinde oldum... Aklımda tuttum... Savunageldim... İnancım hiç eksilmedi... Kanaatindeyim... Memnuniyetle karşıladım...” 
Meclis’in açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Gül, cümleleri işte böyle ‘ben’lerle bağladı çoğunlukla... Oysa geçen yılki açılış konuşmasında böyle bir ‘dil’ yoktu... Daha çok ‘ders verir’nitelikteydi... Bu yılki açılış konuşması ise ‘ibra’için delegasyonun oyuna sunulan ‘faaliyet raporu’ gibiydi... 
2012 açılışında neredeyse hiç ‘ben’ bulunmazken, bu yılki konuşma ‘ben’le başladı, ‘ben’le bitti diyebiliriz... Gül, tarz itibariyle, özellikle Gezi olaylarını değerlendirirken, hükûmete oranla daha ‘üst perde’den bakmayı, ‘farklı’ görünmeyi tercih etmişti... Bu ‘fark’ın gerekliliğine ve karşılık bulduğunu düşünüyor olmalıydı ki, aynı vurguya devam etti... Üstelik ‘gençlerin mesajı’nın hükûmetçe de alındığını ifade ederek... Halbuki, Kuzey Afrika dönüşündeki açıklamasından ve daha sonra devam eden tutumundan anlaşılacağı üzere Başbakan Erdoğan’ın böyle bir kabulü hiç olmadı... Gül’ü doğrulayabilecek tek açıklama Bülent Arınç’tan gelmişti ve bu açıklamanın hükûmet içinde nasıl bir ‘şiddet’ve ‘bastırılan istifa’ doğurduğunu Ankara siyasetinde duymayan kalmamıştı... 
Bilindiği üzere, tutuklu milletvekilleriyle ilgili ‘yargı kararlarıyla kesinleşmedikçe’ milletvekilliği faaliyetlerine devam etmeleri şeklinde ifade ettiği görüşü de, tutuklu gazetecilerle ilgili yorumları da, BM’nin kimyasal silahlarla ilgili Suriye kararına hükûmetten farklı olarak verdiği tepki de daha ‘global’ bakışın yansımalarıydı...  
Gül bunları bilerek konuşmaya devam ediyor... Çünkü kamuoyunun ve karar merkezlerinin bilmesi gereken bir ‘siyaset etme farkı’nın altını çiziyor... Son ABD ziyaretindeki konuşmalarını incelediğinizde ‘kimseyi ürkütmemeye özenli’ ve bu yönüyle ‘hizmete devama hazır’ bir görüntüyü pekiştirme gayretini görebilirsiniz... 
Giriş paragrafına aldığım ‘ben’ler söz konusu açılış konuşmasının başlangıç  bölümündeydi... Ama orayla sınırlı kalmadı ve demokrasi bahsinde tekrar devam etti:  “Kürt sorununun da yine demokrasi içerisinde çözülebileceğini hep savundum... Tüm reform çalışmalarına ya öncülük ettim, ya da bu gayretleri destekledim... Daima inandım... Her zaman ifade ettim... En şerefli vazife olarak gördüm... İnandım... Anadolu’yu ziyaretlerimde bizzat şahit oldum... Kanaatindeyim...” 
Bunlar konuşmanın orta bölümündeki cümle sonlarıydı... Final bölümü de farklı olmadı:  “Kazanımlardan gurur duyuyorum... Şüphem yoktur... Yerine getirmeye çalıştım... Bildiklerimi söyledim... Hatırlattım... Yapmaya gayret ettim... Rehberim, anayasamız, inançların ve vicdanım oldu...” 
Gül’ün önceki konuşmaları, hatta önceki Cumhurbaşkanlarının açılış konuşmalarında pek rastlanmayan bu üslup tuhaftı doğrusu... Elbette görev süresi içindeki son açılış konuşması olduğu için de böyle bir tarzı tercih ettiği yorumları yapılabilir... Ama Tayyip Erdoğan’ı kızdırdığı ve ürküttüğü iç ve dış odaklara ‘müsekkin’etkisi yapma amaçlı konuşmaları ve dengeleri kollayan ‘göz kırpıcı’tavrı bir arada düşünüldüğünde, yukarıda sözünü ettiğimiz ‘fark’daha da belirginleşiyor...
‘Ben’lerin artan varlığı, ‘biz’li, ‘Kardeşim Abdullah Gül’lü dönemin galiba artık geride kaldığını göstermeye yarıyor... Konuşmasının sonunda ‘aynı anlayış ve şuurla milletimizin hizmeti’nde olmaya devam edeceğini belirten Gül’ün bu ‘dil’i siyasette sıcak günlerin yaklaşmakta olduğunu gösteriyor... 
Bu âlem birden fazla ‘ben’e dar gelir!..

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS