Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Âlimin dini riyâdır...”

Âlimin dini riyâdır...”


Efkan Ala’nın lalası: DİB Başkanı Mehmet Görmez



’Açılım süreci’ denilen ihânet AKP bürokrasisi içinde bir tek istisnâ bile bırakmadı, yekvücûd olarak bu sürece dâhil oldu bürokrasi ve ‘Emredersiniz Başbakanım’ diyerek ‘tek kol aralığı’ hizâya geldiler.
Nasıl bir güç karşısında eğildiklerini bilmiyoruz, lâkin eğilip arkalarını döndükleri yerde çiğnenmedik bir tek mukaddes bırakmadılar.
Dünyada eşine benzerine rastlanmadık bir biçimde ‘gerçekleşmemiş bir savaşın’ barışını imzalayarak PKK’yı ‘özgürlük savaşçısı’ ve onun eli kanlı liderini de ‘barış elçisi’ne dönüştürdüler. 
Bebek katiline ‘Sayın’ dediler, “İster kabul edin, ister etmeyin Apo Kürtlerin lideridir’ dediler, “Dağa çıkışlar artık nitelik kazandı” dediler, “AKP sâyesinde Türk olmaktan kurtulduk” dediler, “Türk diye bir ırk yoktur” dediler, Mehmetçiğe ise ‘Kelle’ dediler, “Birkaç Mehmetçik öldü diye Meclisi olağanüstü toplayamayız” dediler.
Başbakanından bakanlarına, milletvekillerinden il başkanlarına, bürokraside tahkim edilmiş müfrezelerinden medyadaki tetikçilerine, âkil adamlarından şarkıcı-türkücü ve artistlerine kadar ‘açılım süreci’ denilen ihânet projesine ortak oldular.
Bunların içinde bir kurum var ki, yalnızca haksızlık karşısında Hakk’ın, adâletsizliğin karşısında vicdânın kelâmı olması gereken, yalnızca yetim hakkının müdâfii, yalnızca devlet malının muhafızı, yalnızca Fırat’ın kenarındaki koyunun güvencesi olması gereken bir kurum:
Diyânet İşleri Başkanlığı...
Diyânet İşleri Başkanlığı, yeni müesses nizâmın gönüllü karargâhı hâline geldi, karargâhın başkomutanı da ‘Mehmet Görmez’. 
‘Açılım süreci’ denilen zilletle DİB Başkanı’nın süslü cüppesi ve sarığı da karardı.
Reis Beğefendiyi açılım sürecinin âteşin propagandistliği kesmemiş olmalı ki, hükümet üyelerinin zırvalarını tevil etme vazifesini de kuşanmaya başladı gönüllü olarak. 
‘Bir ok attım kebap oldu’ hikâyesindeki, attığı okun yükseklerde uçan bir kuşu vurduğunu, vurulan kuşun yerdeki ateşe düştüğünü, ateşteki kuşun da kebap olduğunu iddia eden şehzâdenin bu sözleri hakkında, padişaha, “Bunu bendeniz bile tevil edemem, bu zırva tevil götürmez padişahım” diyen lala kadar bile olamıyor Mehmet Görmez.
Başbakan hakkında, “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider” dediklerinde, “Günah işleme özgürlüğü’nden bahsedildiğinde, “Erdoğan’a dokunmak ibâdettir” , “Erdoğan’ın doğduğu Rize, büyüdüğü İstanbul ve eşinin dünyaya geldiği Siirt mübarek yerlerdir” , “Tayyip’i üzmek Allah’ı üzmektir” , “Başbakanımız bizim için ikinci peygamber gibidir” , “Erdoğan’ın çıktığı televizyonu yere koymak günahtır” dendiğinde, had ve hudut çizgilerini hatırlatma ihtiyâcı hissetmeyen ve susma özgürlüğünü kullanan Mehmet Görmez, bu absürtlüklerin zirve yaptığı yerde ise susmak yerine konuşmayı ama Hakk’ın dili değil efendisi olan iktidarın dili olarak tekellüm etmeyi tercih etti:
Hükümetin yeni ve acar bakanı Efkan Ala, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir sahur programında, “Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethi sırasında gurura kapıldığını” söyledi.
‘DİB Başkanı’ bu zırva hakkında değme siyâsetçilere taş çıkartarak Süleyman Demirel’e rahmet okutacak kıvraklıkta bir açıklama yaptı ve şunları söyledi:
 “Bugüne kadar konuşmadım...”  diye başladı sözlerine... Bir ân ümid ettik,  “Bu kadarı da olmaz, saçmalıklarınızın içine hiç olmazsa Hz. Peygamber’i dâhil etmeyin” diyecek diye.
Hey hât! Beyhûde bir ümitmiş bizimkisi.. Bizzat kendisinden öğrendiğim, Hz. Ali’nin “İlim öğreniniz, ilmin içinde vakarı öğreniniz” sözünden bir behre kalmamış DİB Başkanının zihninde, ilminde, irfânında.
“Bugüne kadar konuşmadım, konuşmadığım için hakaret içerikli mailler -bile- aldım (kimin haddine aslında). Ama biliyorum ki, bu kişi Hz. Peygamber’e saygılı bir insan. Konuşmama sebebim buydu. Peygamberle ilgili konular husûmetin aracı olmaması gerekir” buyurdu DİB Başkanı.
Biz de öğrenmiş olduk böylelikle. 
DİB Başkanı’nın tavassut ettiği her kim olursa olsun istediği kadar saçmalayabilir, kastını aşabilir, zırvalayabilir. Bunun için DİB Başkanı’nın kendisini tanıyor ve tavassut ediyor olması kâfidir. DİB Başkanı her türlü saçmalığı ve zırvayı tevil edebilir kabiliyettedir, yeter ki tanıyor olsun.
Haksızlık karşısında iki kelâm etmek bu denli zormuş demek ki bürokrasi için.
Her ne kadar haddimizi aşarak ‘bâtıl bir minberden’ yazıyor isek de, zât-ı âlilerine göre ‘bâtıl bir minberden hak haykırılmaz’ ise de, efendisinin buyurduğu gibi doğru dürüst Fatiha okumayı bilmesek de, bizler doğru dürüst iman etmiş ve haksızlık karşısında susmayanlarız.
‘DİB Başkanı’ susmaya ya da tevil etmeye devam etsin, Emevî saraylarında da bir âlim sesi çarpmazdı duvarlara...
Yüzyılın hocası ödülünü verdikleri hocaları yolsuzluk fetvâsı veriyor, talebeleri zırva meşrûlaştırmakta...
Büyük Arap şâiri Eb’ûl âlâ el-Maarrî ne demiş yüzyıllar evvel:
 “Âlimlerin dini riyâdır...”

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS