Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > ‘Bölünen Türkiye’nin Ülkücü milletvekilleri’

‘Bölünen Türkiye’nin Ülkücü milletvekilleri’


 


“Ey Türk! Titre ve kendine dön...” 


Bu motto ile büyüdü bir nesil... Bu motto ile milliyetçiliğin romantizmini yaşadı... “Yüksel ey Türk! Senin için yükselmenin hududu yoktur...”  dizelerini okuduğunda Ülkücüler, Türk ırkının arî ve diğer tüm ırklardan üstün bir ırk olduğuna değil, Türk milletinin faziletlerine inandılar. “Kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için” mısralarından, kan dökmeyi değil, kandan beslenmeyi değil, vatanın mukaddesâtını zerk ettiler ruhlarına ve terbiyelerine. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” dediğinde Mithat Cemâl, vatanın uğrunda ölmeyi düğün gecesi olarak idrak etti Ülkücüler, Türk milliyetçileri... 


“Korkma...” diye başlayan İstiklâl Marşı’nı hançereleri yırtılırcasına söylerlerdi ve hiç korkmazlardı, çünkü Ülkücüler zaten “Ölümlerle eğlenen Tunç yürekli Türkler”di...


Devlet olmak iddiaları vardı... Devleti yönetmek iddiaları...    


“Millî devlet, güçlü iktidar...”  diye yazdılar duvarlara yıllarca...


Tecvitleri çok iyi olmadı belki hiçbir zaman, ayın çatlatamadılar gırtlaklarından bazı akranları gibi, fakat, en güzel onlar öldüler bu vatan uğruna, en güzel onlar uğurlandılar kara toprağa ‘Fatiha’larla...
7’sinden 70’ine kadar, çocuğundan kadınına ve bıyığı henüz yeni terlemiş civanlarına kadar binlerce cenâzeye omuz verdiler... “Şehitlerim, gâzilerim emin olsunlar...” diye yeminler ettiler mezar taşlarının üzerinde... 


Gururluydular.. cesurlardı.. yiğitlerdi.. fedâkârlardı.. cefâkârlardı... sabırlıydılar.. kan içip “kızılcık şerbeti” diyecek kadar mütevekkildiler, idam sehpâlarına giderken ayakları titremedi korkudan, yağlı urgan boyunlara geçerken, “Vatan sağ olsun” dediler...


Ve bu dağlar gibi gençler TBMM’de perîşân oldular...


Kimilerinin kalbine milletvekilliği denilen bir virüs girdi.. kimilerinin ise parti yöneticiliği...
Kendilerine haksızlık yapıldığında, partiden atıldıklarında, isimleri telâffuz edilmeyip “Yozgatlı sarışın çocuk” diye bahsedildiğinde kendilerinden susmayı öğrendiler...


Kendilerine hakâret edildiğinde,  “metres” dendiğinde, “salyalı” dendiğinde, “uluyorlar” dendiğinde “askıcı”  dendiğinde,  “katiller” dendiğinde susmayı öğrendiler...


Kendileri “Erciyes’te uluma, erkeksen Meclis’e gel” diye tehdit edildiklerinde susmayı öğrendiler...
Kendileri için susmayı öğrendikten sonra gerisi daha kolay hazmedildi. Ortada kendileri kalmamıştı, ülkelerinde olan bitenleri de yalnızca ve sessizce izlemeye başladılar, ‘kümede kalmak’ yetiyordu onlara, hiçbir yenilgiden mustarip olmadılar...


Ülkücüler, Türk Milliyetçileri, ülke bölünmeye giderken, ülkenin hükümranlık alanı olan topraklarında binlerce Mehmetçiğimizin kanını akıtan PKK’lı katil Mahsum Korkmaz’ın heykeli dikilirken, operasyonlarda öldürülen PKK’lılar için ‘şehitlik’ adı altında çukurlar kazılırken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Apo başta olmak üzere Kürtçü politikacılar ve Kandil’deki katiller tarafından her gün tehdit edilirken, Güneydoğu petrollerinden hak istenirken hiçbir hesabın içinde yer almayan, hiçbir denklemin içinde hesâb edilmeyen ‘etkisiz eleman’ oldular...


Her girdiği seçimde iktidar partisi karşısında averaj partisine dönüşen MHP Genel Başkanı, kongre fetişine tutulmuşken, TBMM’deki Ülkücüler yakalandıkları milletvekilliği virüsü ile çok mutlular... 
Duyarsızlığı, başarısızlıkta saf tutmayı, liyâkatsizlikte tek kol aralığı hizâlanmayı içselleştirdiler...


Vicdanları rahat... 


Huzurları yerinde...


“Ey Türk! Titre ve kendine dön!”  diyemeyecek kadar sâkinler...


Çünkü onların asla kaybetmeye cesâret edemeyecekleri kadar kıymetli sıfatları var, onlar milletvekili, onlar Genel Merkez Yöneticisi.


 “Bu gidiş nereye?”  diye sormayacak kadar sorumsuzlar.


Çünkü, bir dönem daha.. bir dönem daha.. bir dönem daha.. bir dönem daha milletvekili olmak zorundalar, Genel Merkez yöneticisi olmak zorundalar, hayatlarını sıfatsız devam ettiremezler onlar.


Kongre salonlarında ‘fitne ezerken’ devleşenlerle, ‘başarısız ve liyâkatsiz otorite’ karşısında ‘süt dökmüş kedi’ye dönenlerin aynı bedenler, aynı zihinler ve aynı sıfatlar olması millî bir trajedi aynı zamanda. Bu millî trajedinin bir millî dramaya dönüşmesi için çok zaman geçmeyecek...


Ve Ülkücü milletvekilleri, Ülkücü yöneticiler, bir zamanlar gencecik bedenleriyle kuşandıkları sokaklardaki cesâretlerini, sokaklardaki hassâsiyetlerini hatırlamaz iseler, yakın bir gelecekte ‘Bölünen ‘Türkiye’nin Ülkücü milletvekilleri’ sıfatlarıyla anılacaklar...


Yani, bölüm bölüm böldürdükleri Ülkücülüklerini ülkenin bölünme sürecine yem yapacaklar...



Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS