Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > AKP’ye verilecek her oy Mehmetçiğin ensesine sıkılan kurşun olacaktır

AKP’ye verilecek her oy Mehmetçiğin ensesine sıkılan kurşun olacaktır



Açılım süreci ile birlikte İmralı’da VİP mahkûm olarak ikâmet eden Öcalan’ın Nevruz mektubunun Diyarbakır meydanında okunmasından bir gün evvel Ahmet Türk,  “Biz artık bu terörist damgasından kurtulmalıyız, bu damga artık silinmeli”  demişti...
Öcalan’ın Nevruz mektubu Diyarbakır meydanında okunduğunda, yandaş medyadaki psikolojik harp müfrezesi tetikçi köşe yazarları, hep bir ağızdan Öcalan güzellemeleriyle donattılar köşelerini. Sanki mektup, ellerinde on binlerce insanın kanı damlayan bir bebek kâtilinin mektubu değildi de Rahibe Terasa’nın mektubuydu.
Nevruzdan sonra Kongre-gel Başkanı Remzi Kartal da  “Terörist lafının ömrü tükenmiş olmalı”  dedi...
Açılım sürecinin karanlıklar Prensi Beşir Atalay,  “Apo Kürtlerin lideridir”  diyerek, Bülent Arınç,  “Dağa çıkışlar nitelik kazandı”  diyerek, Yalçın Akdoğan,  “Apo olan biteni doğru okuyor”  diyerek, AKP hükümeti adına katkı sundular algı savaşına.
Bir Öcalan-PKK lobisi Ankara siyâsetinin kılcal damarlarında ve Babıali’nin gizli-açık bütün hücrelerinde yoğun mesâi yapıyordu.
PKK’nın silahlı güçlerinin çekildiğine dâir yalan haberler, manipülatif haberler, Güneydoğu yaylalarında açan çiçekler ve bölgeye akın eden yerli turist haberleri süslüyordu yandaş medyanın manşetlerini.
Seçimler öncesinde telâffuz edilen,  “Terör örgütüyle görüşen şerefsizdir”  sözleri yenildi, yutuldu gargara yapıldı. İmralı-Ankara-Kandil hattında yoğun ziyaretçi trafiği, MİT Müsteşarı’na varıncaya kadar devletin İmralı ziyaretleri sanki bir savaşın sonunu getirecek bir barış anlaşmasının diplomatik zaferi gibi pazarlanıyor, aslında yapılmamış bir savaşa sahte bir barış giydirilmeye çalışılıyordu.
Bu ciddi ve bilerek uygulanmış bir terminoloji hatasıydı, doğru olan şuydu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve dağlarda yuvalanmış birkaç bin PKK’lı haydut ile arasında bir ‘savaş’tan değil, olsa olsa tek taraflı bir ‘kıtal’den söz edilebilirdi, Devlet o dağlarda bir tek PKK’lı sağ bırakmaksızın terörün kökünü kazırdı.   
Tam bu süreçte, birdenbire Ayn el-Arap isimli bir kıytırık Suriye kasabası Kobani’ye dönüşüverdi. Kobani’de Hz. Adem’den bu yana Kürtler yaşarmış da insanlığın bundan haberi yokmuş ve Antropologlar Kobani’yi ve buradaki Kürtleri yeni keşfetmişler, Discovery Channel da bölgede bulunan bu arkaik Kürtlerle alâkalı programlar yapıyormuş gibi gündeme oturdu.  
IŞİD’in saldırılarıyla eğer Kobani düşerse dünyanın zembereği bozulur, dünya şirâzesinden çıkarmış gibi bir propagandaya mâruz kaldı Türkiye.
Batı basını, PKK’nın Suriye kolu PYD’yi IŞİD’e karşı savaşan kahramanlara dönüştürdü. Silah yardımı yaptı. PYD’nin terörist olmadığını söylemeye başladı.
PKK’nın üzerindeki terörist damgası Kobani’de uydurulan kahramanlık menkıbeleriyle meşrûlaştırılmaya çalışıyordu. PKK artık terörist değil, ‘kâ’l û belâ’dan beridir kendi toprakları olan Kobani’yi savunan kahramanlardı(!).
Erdoğan ve Davutoğlu’nun  “PYD’nin terörist olduğu”na dâir çâresiz ve güçsüz çıkışları işi yaramıyor, Türkiye Kobani’de oluşturulan bu algıya mahkûm ediliyordu. Orta Doğu’da kendisinden habersiz  “yaprak dahi kımıldamadığını” söyleyen Davutoğlu, Ankara’da yerinden sökülüp Kobani’ye dikilen ağaçları bile ancak uzaktan seyredebiliyordu.
Türkiye, İmralı’nın, Kandil’in, PKK’nın, KCK’nın  ve tabii Batı’nın baskılarıyla ve her şeyden de önemlisi AKP iktidarının îhânetleriyle Anayasal eşitliğe, yani Kürtlerin kurucu unsur olarak Anayasal teminata kavuşacağı bir gündeme doğru sürükleniyordu. Kobani’de savaşmak yerine, alışverişe çıkan silahsız askerleri arkalarından vurmayı tercih eden PKK’nın baskı ve tehditlerine boyun eğen bir Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve bürokrasisinin sürüklendiği bir gündem bu.
Tarihten ve tarih bilincinden, sosyolojiden, sanattan, edebiyattan, şehirden, medeniyetten zerre kadar hissesi olmayan bir kitle, silahlı örgütlerinin tehditleriyle Türkiye Cumhuriyeti’ne ‘kurucu unsur’ olarak ortaklık hesabında.
Türkiye Cumhuriyeti Devletine ‘kurucu unsur’ olmak bu kadar kolay değil, bu kadar ucuz değil.
Elindeki tek koz silahsız insanların enselerine doğrultabildikleri namlular olanlar, devletin ne demek olduğunu bilmiyorlar. Öğrendiklerinde ise iş işten geçmiş ve her şeylerini kaybetmiş olacaklar. Türkiye coğrafyası bütün hainlerini gömecek kadar geniş...
Önümüzdeki seçimlerde AKP’ye verilecek her oy, o namludan çıkacak bir kahpe kurşun anlamına gelecek...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS