Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Ülkücülerin raconu bitmiştir…

Ülkücülerin raconu bitmiştir…


Ülkü Ocakları denince akla gelen ilk isim Muhsin Yazıcıoğlu’dur ve bunu hak etmiştir Muhsin Yazıcıoğlu…


Ülkü Ocakları deyince akla gelen ilk isim olması Muhsin Yazıcıoğlu’nu, gençliğinin baharında, tâzecik bir fidan iken toprağa düşmüş binlerce ülkücüden daha değerli, daha izzetli yapmaz, lâkin hayâta vedâ edişindeki rahmet, Muhsin Yazıcıoğlu’nu o binlerce ülkücü genç ile aynı izzetgâhta buluşturmuş ve aynı sıfatlarla techiz kılmıştır.


Ülkü Ocakları deyince akla gelen ilk isim olması Muhsin Yazıcıoğlu’nun kaderidir ve Muhsin Yazıcıoğlu bütün Ülkü Ocakları Başkanlarının, biz ülkücülerin “Muhsin Başkan”ıdır.


Ülkücü Hareket’in tarihindeki yeri hep vakar ve istikâmet makâmı olacaktır. Ülkücü Hareket’in tarihindeki yeri hep cesâret ve haysiyet makâmı olacaktır. Ülkücü Hareket’in tarihindeki yeri hep cefâkârlık ve fadakârlık makâmı olacaktır.


Ülkücüler, Ülkücü Hareket’i konuşurlarken Muhsin Yazıcıoğlu’nu hep güzel hâtıralarla yâd edeceklerdir.


Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatının ikinci safhası diyebileceğimiz Büyük Birlik Partisi’nin kuruluşu, Muhsin Yazıcıoğlu’nun “bu ülke”ye aktif siyâset ile hizmet etmek niyetinden başka hiç bir şey değildir. Gençliğini “bu ülke”nin istikbâline adamış bir neslin temsilcisi ve lideri olarak “bu ülke”yi arkadaşlarıyla birlikte yöneterek hizmet etmek gâyesinden de başkaca hiç bir şey değildir.


Aslına bakarsanız, ilk on yılı dikkate alındığında Türk siyâsetine bu yazının konusu olmayan ilkler kazandırmış, ciddi bir siyâsî paradigma ve nezih bir siyâsî mücâdele ortaya koymuş ve siyâsetin hep ilkeli kulvarında kalmıştır.


İlk on yılından sonra, Muhsin Yazıcıoğlu ve çekirdek kadro arkadaşları için bir “karar ânı” vukû bulmuş, daha doğru bir ifâdeyle aktif siyâsetin bahse konu kadro için devâmı mümkün olmayan mesajlar verdiği telâkkî edilerek bir yol ayrımı tezâhür etmiştir. İş bu yol ayrımı yalnızca “aktif siyâsete vedâ” ile sınırlı olup, dostlukları bâkî bırakan bir yol ayrımıdır ve el’ân da bu kadro aktif siyâsetin dışındadır.


Bu dönem, bu dönem sonrası ve “ilk on yıl metaforu” belki ilerleyen zamanlarda daha objektif değerlendirilecek ve yazılacaktır, ilk on yılın sonunda Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyâsete davam kararını bugün tahlil etmek, abesle iştigal olacaktır…


Ve fakat, 25 Mart 2009 tarihinde Keş Dağı’nda düşen helikopterde Muhsin Yazıcıoğlu ve ecel arkadaşlarının vefâtı ile neticelenen elîm hâdise sonrasında bu güne kadar gelinen zaman içerisinde olup bitenler, olmayanlar, yapılmayanlar, yapılamayanlar, söylenmeyenler, söylenemeyenler ülkücülerin üzerine bir çığ gibi düşmüş ve ülkücüler bu çığın altında kalmışlardır.


Düşen o helikopterin içinde hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu ve berâberindeki arkadaşlar olmuştur evet, ama o enkâzın altından bu gün bile çıkamayan ülkücülerdir, bizleriz, hepimiziz.


Enkâzın üzerinden bir takım âlet-edevâtı söken muvazzafların mahkemede verdikleri, “hâtıra olarak söktük” ifâdeleri, bu muvazzafların ülkücüleri zerre mikdar ciddiye almadıklarının, ülkücüleri  zerre mikdar kaale almadıklarının, ülkücülerle eğlendiklerinin bir şamarı olarak yüzlerimizde patlamıştır, izi de sanrım orada kalacaktır.


Ülkücüler, topluca bu meselede sınıfta kalmışlar, uzun yılların üzerlerinde oluşturduğu imajı, itibarı, raconu kendileri yer ile yeksân etmişlerdir.


Hâdisenin araştırılması Cumhurbaşkanının himmetine kalmış, hukuk ülkücülerden bir sivil kamuoyu baskısı ile bile karşılaşmamıştır. Yâni, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve berâberindeki arkadaşlarının şüpheli ölümleri ülkücüleri topluca ve organize protestolara bile sevk etmemiş, derin ve mânidar bir sessizlik bünyeyi sarıp sarmalamış ve metastas yapmıştır. Her türlü sosyal hâdisede tepkilerini organize eden ülkücülerin bu konudaki tavırsızlığı, evde televizyonları karşısında ilgili haberleri izleyip, “yazık oldu bu adama!” diyerek iç çeken vatandaş duyarlılığının bile gerisinde kalmıştır.


Muhsin Yazıcıoğlu ile alâkalı rafa kaldırılan ülkücülerin raconu, bundan gayrı ancak mizahın ilgi alanına girecektir. Bundan gayrı ülkücülerden itham eden, ikâz eden, te’dip eden cümleler duyulduğunda ilk duyulan sesler kargaların kahkaha sesleri olacaktır.


Bundan sonra ülkücüler için “İsmin ne demiş; Mülâyim, sert olsan ne yazar” denilecektir.


Bu ülkede artık bizim söz söyleme hakkımız tükenmiştir.


Yazık olmuştur, ama hepimiz için gerçek budur.


  

Yorumlar

Erol Salih DELİCE

cılız bir sesle kendi adıma haklısın diyorum

Doğan ÖZTAŞKIN

Yazarın, ''Ülkücülerin racunu bitmiştir''sözünü çok doğru buluyorum.
Şehit Liderimin Kanı ortada iken, nefsime yapılan saldırılara cevap vermemeye çalışıyorum. Çünkü Anadoluda derler ki delikanlı isen önce kanının hesabını sor. Rabbimden duam o günleri göstermesi.

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS