Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Aynı noktadayız, Türkiye’nin yeni Kızılelması’nın adı tam demokrasidir.

Aynı noktadayız, Türkiye’nin yeni Kızılelması’nın adı tam demokrasidir.



Kendi hikâyelerini kendileri tüketen, “itibardan tasarruf olmaz” diyerek kendi itibarlarını bir mirasyedi sorumsuzluğuyla harcayan, “Müslüman her şeyin en iyisine lâyıktır” cümlesinden hareketle, ‘kanaat etmek’ gibi bizim en önemli kültür kodlarımızdan birini doymak bilemeyen hırs ve iştaha kurban eden, hukukun üstünlüğünün yerine iktidarın üstünlüğünü hukuk haline getiren, bilgiyi hamasete yem eden, liyâkati akrabalığın ve yandaşlığın içine hapseden AKP iktidarının son yerel seçimlerde yaşadığı başarısızlığın ya da muhalefetin(özellikle Kılıçdaroğlu’nun isabetli politikalarının başarısının) ardından gerek iktidar kanadından gerekse iktidar dışarıdan aleni eleştiriler yağmur gibi yağmaya başladı. İşin traji-komik tarafı, bu eleştirilerin “Biz söylemiştik” cümleleriyle başlaması…


On yedi yıldır susan, elini ya da sözünü taşın altına koymaya cesaret edemeyen, konforlu ve korunaklı pozisyonlarında olan biteni sadece izleyen, hiçbir yanlış, hiçbir adaletsizlik, hiçbir hukuksuzluk ve hiçbir haksızlık karşısında tavır almayan, söz söylemeyen ve risk alanlarında bulunmayan bir kadro şimdilerde mangalda kül bırakmıyor… Mangalda kül bırakmadıkları gibi Türkiye’nin geleceğini yönetmeye, afili cümlelerle, tumturaklı sözlerle ümit kapısı olmaya talipler…


Geride bıraktığımız on yedi yıl içinde her ne olduysa tamamından sorumlu isimler ve etrafındaki kadrolar hiçbir özeleştiri yapmadan, hiçbir hatayı üstlenmeden kapalı kapılar ardında söyledikleri üç-beş cümle ile tüm sorumluluğu ve vebâli omuzlarından atıyorlar…


Evvelâ bir ‘tövbe manifestosu’ yayınlamak zorunda olanlar, yeni Türkiye projeksiyonları yayınlıyorlar…


Bunların içinde en fazla gündem oluşturan mevcut iktidarın uzun yıllar ekonomisini yürüten Ali Babacan ve yine mevcut iktidarın dış politikasını yürüten Ahmet Davutoğlu…


Ali Babacan’ın resmî twitter hesabında 20 Haziran 2015 tarihinden bu yana bir hareketlilik yok, twit atmamış, yani tam dört yıldır hiçbir konuda görüş paylaşmamış…


Geride bıraktığımız dört yıl içinde Babacan için görüş bildirecek değerde bir şey olmamış Türkiye’de!..


Oysa öyle mi?


Dağlıca’da 16 askerimiz, Iğdır’da 13 polisimiz şehit oldu, Aziz Sancar Nobel ödülü aldı, Aylan bebeğin cansız bedeni karaya vurdu, Ankara’daki bombalı saldırıda 103 vatandaşımız hayatını kaybetti, mülteci sayısı milyonlara ulaştı, hava sahamızda Rus jeti düşürüldü, Demirel hayatını kaybetti, Avrupa Parlamentosu ‘soykırım tasarısı’nı kabul etti, Dolmabahçe Mutabakatı yapıldı, Fırat Çakıroğlu üniversite içinde katledildi, Beşiktaş’ta çifte bomba patladı 45 kişi hayatını kaybetti, Kılıçdaroğlu ‘adalet yürüyüşü’nü başlattı, 16 yaşındaki lise öğrencisi Eren Bülbül PKK tarafından şehit edildi, Belediye başkanları görevlerinden alındı, Afrin’e operasyon yapıldı ve girildi, seçimler yapıldı, referandumlar yapıldı, başkanlık sistemine geçildi…


Geride bıraktığımız dört yıl içinde bu ve buna benzer çok şey oldu. Bütün bunlar arasında her şeyi ıskalayabiliriz, görmezden gelebiliriz, yok sayabiliriz, unutabiliriz. Fakat 15 Temmuz darbe teşebbüsü gibi bir ihanet hakkında bile tek kelime etmemiş bir siyasetçi var bugün karşımızda ve bu isim Türkiye’yi yönetmeye talip…


Olur mu, olur!


Şaşırma duygusu bu denli zayıflamış bir toplumda kim şaşırır buna?


Hiç kimse şaşırmaz…


Çünkü siyaset tabandan tavana yapılanmıyor bizim ülkemizde. Tavanda dizayn ediliyor, tabana ise kabullenmek kalıyor. Kırk katır mı, kırk satır mı çelişkisinden kurtulamıyor ülke!


Yine bir başka sağcılık hikâyesi hazırlanıyor, yine bir başka sağcılık projeksiyonu pişirilip milletin önüne konuyor. Türkiye’deki 65-35 dengesi adeta dogma gibi ve aşılamıyor ve aşılamadığı için de vıcık vıcık bir sağcılığa mahkûm oluyor ülkemiz.


PKK’yı terör örgütü olarak tanımlayan, FETÖ’yü terör örgütü olarak tanımlayan, terörle arasında aşılamaz çizgiler çeken, sosyal adaleti siyasetinin dibâcesi yapan, liyakati esas alan, millî değerler,  millî duygular ve millî hisler ile barışık, Türkiye’deki kurucu patronajın Türklük olduğundan rahatsızlık duymayan ve bu rahatlıkla etnik siyasete kapalı bir millî sol siyasete ihtiyaç her geçen gün artıyor…


Varsın karizması olmasın, sade ama donanımlı, gösterişsiz ve mütevâzı, müsrif değil tutumlu, ahlâklı eleştiriye ve mizaha alabildiğine açık, yakın çevresini iki büklüm eğilenlerden değil, tenkit edenlerden seçebilecek kadar özgüvenli, siyâsî rakipleriyle istişare edebilecek kadar komplekssiz ve tabii demokrasiyi bir yönetim biçimi olmaktan ziyade problemleri çözme biçimi olarak kabul etmiş liderlere ihtiyaç her geçen gün artıyor…


Yoksa sağ siyasetin, matruşka bebekleri gibi yalnızca ismi değişik ama dünya görüşleri ve siyaset etme biçimleri birbirinin aynısı olan liderlerle ülke olarak patinaj yapmaktan kurtulamayacağız…


Ümit en son terk olunan şeydir.


Mart 2018’de yazmıştık,  Türkiye'nin yeni Kızılelma'sının adı tam demokrasidir...”


Aynı noktadayız…







Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS