Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Hayat akıp gidiyor; akıp akmadığı belli olmayan akarsular gibi...

Hayat akıp gidiyor; akıp akmadığı belli olmayan akarsular gibi...
 


Durgun sular gibi akarsular vardır hani; ne yöne aktığını bile kestiremediğiniz.. Şeffaf bir tablo gibi durur karşınızda, renksiz, kokusuz, ifâdesiz, üzerinde zamanı da durdurmak istediğiniz…


Dalgasız, köpüksüz, sessiz sedâsız, yorgun argın, için için akar dururlar yataklarında…


Sessizce inleye inleye akarlar da âhu enînlerini duymazsınız bile, taşların üzerinden düşerler de sesini duymazsınız bile, sudan ibârettirler de gözyaşlarını görmezsiniz bile…   


Denize kavuşacakları, denizle karışacakları yere yaklaştıkları zaman iyice durgunlaşır ve şekilsiz, nispetsiz, istikâmetsiz kollara ayrılırlar da ayrılık nedir bilmezler, kendilerini bile taşımaz kolları anlamasınız bile ve hiç acele etmezler menzîle varmak için, varıp varmadığını fark etmezsiniz bile..


Çünkü, çok değerli bir yükleri vardır; kaynaklarından beri taşıdıkları, dağlardan, ovalardan, vâdilerden helâk olarak topladıkları yükleri ve  karşılıksız taşırlar yüklerini, ne bir vazife gibi ne de bir fedakârlıktır onların yük yüklenmeleri. 


Onu boşaltmak, süzmek isterler içinden çıktıkları toprağa, o yükten kurtulmak isterler. Hiç bir tortu kalmamacasına, en saf hâlleriyle kavuşmak ve karışmak isterler denizlere.


Deniz aşktır, muâşakadır, vuslattır.


Ve deniz ölümdür, hayat dene yükten kurtuluştur aslında, sessizce, vakur, şikâyetsiz bir teslimiyettir, Azrail’e acılı bir tebessümdür aslında…


Her bir kol, aynı gövdenin  başka bir uzvunu kucaklar, çevirir, sarar, örter, besler ve sular, durgun ve yorgun..


Bu yorgun argın ırmakların adına bir sıfat  eklenmiştir artık; “hüzün deltası”..


Adları kâfi değildir artık böyle ırmakları anmak için, yalnızca adlarıyla anılmazlar, deltaları eklenir, alüvyonlu topraklarından bahsedilir. Ardında bıraktıkları hâsıladan bahsedilir. Kısaca “hayat”tır bu “hüzün delta”sına bırakılan..


Doğum ile son nefes arasındaki “bir zaman”dan ibârettir hayat nihâyetinde; içine dünyalar sığan…


İçine sevgiler sığan, aşklar sığan, nefretler, kırgınlıklar sığan, kavgalar, savaşlar, ölümler, cinâyetler, açlıklar, tokluklar sığan bir zaman dilimidir hayat ve bir yük gibi bırakılır vuslattan evvel “hüzün delta”sına.


Ve hayat, yolculuğu boyunca hâsıl ettiği alüvyonlu topraklardan süzülüp denize döküldüğü vakit saflaşır, yalnızca kendisi olur, hârici ve tâli bütün sıfatlarından arınır ve yok olur.


Hayat ummâna kavuşur, vuslat gerçekleşir. Artık ne hayat vardır ortada ne ummân. Hayat ummâmdır, ummân da hayat. Ayrılık bitmiş, hasret bitmiş, acı, sürûr ve hayat bitmiş, ikilik bir’lenmiştir. Bundan gayrısı vuslattır, birliktir, sonsuzluktur, o kapının ardındaki büyük yalnızlıktır.


Hayat tüm levislerinden sıyrılmış, soyunmuş, arınmış ve hayat artık ummândan bir zerre, ummân artık hayatın kendisi olmuştur.  


Geride kalanlar için hayat “hüzün deltası”nda bir bekleyişten ibâret olacaktır, ummâna kavuşana dek.


Bendeniz de yok olacağım vakti bekliyorum, hepimiz gibi...


Hayatın tüm levislerinden arınıp ummâna vâsıl olacağım ânı bekliyorum. Bir tebessüm ile “merhaba” demek için ummâna, “ben geldim” demek için.
 
Hayat akıp gidiyor, akıp akmadığı belli olmayan akarsular gibi..
 
Yegâne ve dâimi bir his, bir boğulma hissi refâkatinde, boğulma hissinin ardından, vuslatta derin bir nefes alana değin…



Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS