Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > ERTUĞRUL SAĞLAM ve DEVLET BAHÇELİ ARASINDAKİ MÂNİDAR BENZERLİK

ERTUĞRUL SAĞLAM ve DEVLET BAHÇELİ ARASINDAKİ MÂNİDAR BENZERLİK


 


Birisi futbol, diğeri siyâset dünyâmızdan iki isim, iki portre.. İkisi de soğukkanlı, ciddi, mesâfeli, tebessümleri sadaka-i câriye hükmünde. Dışarıdan bakıldığında, birisi tek başına iktidar partisinin lideri gibi, diğeri ise kariyerinde sayısız şampiyonluklar yaşamış bir teknik patron görüntü veriyor.


İkisi de siyah ya da gri takım elbise ve beyaz gömlek giyiyor, ağırlıklı tercih olarak.


Polemikten kaçan, demagoji yapmayan, diyalektikleri zayıf, sıradan cümlelerle meramlarını anlatmayı tercih ediyorlar.


İkisinin de yüzünden ne düşündüğü pek belli olmuyor.


Ve ikisi de başında bulundukları kurum için kendilerini “vazgeçilmez” ve “nimet” olarak görüyorlar.


Rakiplerinin başarılarını sık sık “tebrik etmek” gibi bir centilmenlikleri de var.


1963 yılında kurulmuş ve Türkiye 1. Ligine çıktığı yıldan bu yana üç büyüklerin karşısında farklı sokarlar alarak, onların “korkulu rüyâsı” olan ve Türkiye Kupası’nda çok başarılı maçlar çıkaran Bursaspor’u tarihinde ilk kez şampiyonluğa taşımış olan Ertuğrul Sağlam, çok tabii olarak bu şampiyonluğun 1 numaralı mimarı olarak da haklı övgüleri almış ve Bursa ve Bursaspor tarihinde lâyık olduğu yeri almıştır.


Bursaspor tribünleri “Adam gibi adam Ertuğrul Sağlam” tezâhüratlarıyla Ertuğrul Sağlam’a olan sevgilerini ve takdirlerini üç yıldır haykırmaktadırlar. Üstelik bu zaman zarfında Sağlam’a yönelik hiçbir eleştiriye tahammül göstermemekte ve Bursa basınında nadiren yazılan eleştirilerden sonra da yazı sahibi aleyhinde olmadık tezâhüratlar yapılmaktadır.


Taraftarın demek istediği aslında şudur:


“Sen bizi tarihimizde ilk şampiyonluğumuzla buluşturdun, biz de senin hatalarına göz yumacağız ve seni eleştirilerden koruyacağız.”


Evet.. Bursaspor tribünlerinin vefa gösterisidir bu ve el’ân da Bursaspro’un ligde içinde bulunduğu içler acısı duruma rağmen devam etmektedir.


Seyircinin Sağlam’a bu bağlılığı ve sahip çıkması daha ne kadar devam edecek, bunu göreceğiz, lakin bu bağlılık ve sahip çıkmanın nelere mâl olacağı âşikâr. Sağlam’ın üzerindeki tesiri de pek müspet değil.. Kendisini hesap vermek zorunda hissetmiyor. Âdeta şampiyonluk senesinin kendisine sınırsız bir kredi verdiğine inanıyor. Her mağlubiyet sonrası kameralar önüne geçiyor ve bir maç yorumcusu gibi maçın kritiklerini yapıyor.


Kendi evindeki Fenerbahçe mağlubiyetinden sonra bir muhabirin sorduğu, “Bu çözülüşü neye bağlıyorsunuz?” sorusuna verdiği cevap endişe verici boyutlarda:


Sebeplerini bulsak kısa sürede bunu gidermeye çalışırız. Ortada anlayamadığımız bir durum var. Bu kadar kaliteli oyunculardan kurulu bir takım nasıl bu kadar düşüşe geçer anlamakta güçlük çekiyoruz.”


Bursaspor’un, ligin ilk yarısının bitimine iki hafta kala neden küme düşme hattında olduğunu bilmediğini söylüyor ve ekliyor, “bilsek sorunu gideririz”.


Çünkü seyirciye güveniyor, çünkü yerinden emin.


İstifa etmeyi ise asla düşünmüyor. 


Çizik bir plak gibi hep aynı teraneyi tekrarlıyor:


Bursaspor olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Bizim gibi şampiyonluk yaşamış, iki senede Türk futboluna damgasını vurmuş bir takımın bu durumu kabul etmesi kolay değil. 'Futbolda çok iyi takımlar bile zaman zaman bu gibi dönemler yaşıyorlar. Burada önemli olan güçlü ve karakterli insanlar gibi davranmak ve bu durumu kabul etmemek. Karakterli insanların yapması gerektiği gibi bu durumu çevirmek için her şeyi yapacağız. Daha fazla sorumluluk alacağız ve Bursaspor'u eski günlerine döndüreceğiz”.  


“Karakterli insanlar başarısızlık durumunda soruna çözüm de bulamıyorsa ne yapar?” sorusunu aklına bile getirmiyor.


Maç içinde taktik adına bildiği tek şey, Ömer’i liberodan gol bölgesine çekmek ve Turgay’da ısrar etmek.


Sonra da gayet de sakin bir şekilde, mağlubiyet sonrasında “Bu çözülüşü neye bağlıyorsunuz?” sorusuna,  “Sebeplerini bulsak kısa sürede bunu gidermeye çalışırız. Ortada anlayamadığımız bir durum var” demek.


Aslına bakarsanız Sağlam’ın anlamadığı şeyi tribünlerdeki binlerce futbolsever dillendirmeseler de anlamış durumda, “Sağlam’ın artık Bursaspor’a vereceği bir şey kalmamıştır”. Mesele bunu Sağlam’ın da anlaması ve Bursaspor’dan aldığı o müthiş aylık ücreti artık hak etmediğini idrak etmesi.


Devlet Bahçeli de Ertuğrul Sağlam gibi. Duruşuna ve kendisinden emin tavırlarına bakarsanız tek başına iktidar olmuş bir partinin lideri zannedersiniz.


Üstelik o kadar kendisinden emin ki, siyâsi tablonun değişmesinin ülkeye zararlı olduğunu söyleyecek kadar.


Kendisinin ve liderliğini yaptığı partinin iktidar olmak gibi bir hedefinin olmadığının itirafı sayılabilecek cümleleri sarf etmekten asla kaçınmıyor. Kendisini dinleyenlerin, Bir AKP danışmanı ya da sözcüsü ya da milletvekili dinliyormuş gibi dinlemelerinden rahatsız olmuyor.


MHP Genel Başkanı olarak değil, sanki bir stratejist veya dışarıdan, bağımsız bir siyâsî gözlemci sıfatıyla konuşuyor:


“Böyle bir ortamda Türkiye’nin eşzamanlı olarak komşu ülkelerinde sıkıntıları vardır. Terör olaylarının siyasallaşma sürecinde, bize göre açılımın olumsuz sonuçlarının gösterdiği bir dönemde, Ortadoğu’da sıcak gelişmeler hala devam ederken, Türkiye’nin her şeyden evvel istikrar içinde bulunması lazım. O bakımdan AK Parti’nin, Sayın Başbakanın rahatsızlık süreciyle de örtüşen, şike ve prim konusunun aniden Cumhurbaşkanı, bakan ve parti yöneticileri ile tartışılması, bölünme, çatlamanın fayda getirmeyeceğini düşünüyoruz. Ortadoğu’nun bu karmaşık ortamıyla, hele Suriye ile yakın bir savaş tehdidinin tartışıldığı bir dönemde, siyasi iktidar üzerinde bir kaos yaratılarak istikrarsızlık, ülkemize bir fayda getirmez. Gerçekçi  olmak lazım. Bugünkü Meclis yapısı, AK Parti’nin parçalanmış olsa dahi, sağlıklı bir iktidarı ortaya çıkarmaya uygun değildir”.


Hızını alamıyor, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle alakalı olarak da Abdullah Gül’ün yedi yıl ile yetinmemesi ve 5 + 5 formülüyle bir dönem daha cumhurbaşkanı olması gerektiğini söylüyor..


Neden?


Çünkü seyircisine güveniyor. Seyircisinin tarihinde “başarısızlığa son” demek gibi bir gelenek yok. 1999 seçimlerinde aldığı % 18’lik bir  başarı oyu ona yetiyor, bununla iktifâ ettiği gibi camiaya da, “Bu size çok bile” diyor. Seyirciyi istediği gibi manipüle ediyor. Başarısızlıklarını hatırlatanları ihanetle suçluyor, provokasyonla suçluyor ve seyircisi de buna inanmaya teşne. Bir hain bulsak da sövsek diye bekleyen bir seyirci bu.


Devlet Bahçeli çok rahat.


Muhalefet partisi lideri olarak dünyada belki de bir ilki gerçekleştiriyor ve mevcut iktidarın bir istikrar güvencesi olduğunu söylüyor.


“Kardeşim, o zaman ya dükkânı kapat ya da bırak başkası geçsin işin başına, sen rakiplerinle ortak mısın,  sen şikeci misin kendi kalene gol atıyorsun?” demek gerekiyor kendisine. 


Kim diyecek bunu, dese bile seyirci kimi ıslıklayacak?


Bu seyirci hep iyileri cezalandıran bir seyirci..


Peki bu takımda kim oyuncu değişikliği yapacak? 


Bu takımın teknik patronu kim sâhi? Devlet Bahçeli mi?


Pek inandırıcı gelmiyor doğrusu.


Çünkü, Devlet Bahçeli’nin üç hilâlli formasının altında başka bir forma olup olmadığını bilmiyoruz.


 


 


 


 


 


 


 


 


 




 


 


 


  




Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS