Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Eyvah, dindar nesiller yetiştirilecekmiş!..

Eyvah, dindar nesiller yetiştirilecekmiş!..



Liseye giden oğluma Başbakan’ın bu sözlerini söylediğimde güldü,  “bekle” dedi ve hemen bilgisayarından bir şarkı açtı bana cevap olarak:


Pink Floyd’un o unutulmaz şarkısıydı bu: “We don’t need no education”(eğitime ihtiyacımız yok).   


Başbakanın ağzından söylenmiş bir söz bu. İyi tarafı, bundan on yıl evvel bir başbakan bu cümleyi kursaydı, çok farkı tahminlerde bulunacağımız şiddette deprem olurdu ülkede.


Oysa şimdi, “Liberal ve demokratik devlet insanları böyle biçimlendirmez” gibisinden,  uslûbuna, dozuna ince ayar verilmiş birkaç kibar liberal tepkinin hâricinde tepki yok.. Bir de müşterek bir tavsiye var: “Bu işi zaten sivil toplum örgütleri(yani cemaatler) yapıyor/yapmalı” deniyor.


Bu tam bir “toplum mühendisliği”.


“Toplum mühendisliği” kavramı 28 Şubat Döneminde düştü literatürümüze... Cumhuriyetin kurucu ideolojisi aslında. Biçimlendirilmiş yeni nesiller yaratmak. Bunun adı zaman zaman çağdaş, laik, modern, seküler, batılı, ilerici, devrimci, aydınlanmış versiyonlarıyle Türkiye’nin gelecek umudu hâline getirilmiş prototip çalışmaları.


Yeni cumhuriyetin yeni insan tipi ihtiyacının şekilden şekile girmiş idealize insan tipleri.


Başarılı olsaydı eğer böyle bir insan üretme ameliyesi, bugün bu ülkede dindar insan kalmaması gerekirdi.


Başarılı olsaydı eğer böyle bir insan üretme ameliyesi, Demirel’in Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın bir 28 Şubat konserinde icrâ edilen Beethoven’ın 9. Senfonisi’nden sonra kürüyse çıkarak, “İşte çağdaş Türkiye” diye bağırması etkisini gösterir ve ülke baştan aşağı klasik müzik konserleri ve dinleyicileriyle lebâ leb dolardı, kaldı ki Demirel’in o sözlerle muhatabı halk değil, 28 Şubat’ın hastalıklı generalleriydi, Demirel 8. kez gitmekten dolayı duyduğu korkudan onlara kompliman yapıyordu, halkta bir karşılığı olmadığını gayet de iyi biliyordu.


Başarılı olsaydı eğer böyle bir insan üretme ameliyesi, Çankaya ve Nişantaşı’yla sınırlı kalan Fötr şapkalı erkekler popülasyonu yurda yayılırdı.


Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama bir o kadar da lüzumsuz aynı zamanda.


Netice şu; toplum mühendisliğinin sonu hep hüsran..


Gerçekten de toplum mühendisliğine en iyi cevaplardan birisi, Pink Floyd’un “We don’t need no education” şarkısı. 1980’li yıllarda Ankara Akün Sinemasında animasyon filmini izlemiştik, öğrenciler bir bant üzerinde kıyma makinasına atılıyordu. 


* * * *


Gelelim dindar nesillerin yetiştirilmesine.


Başbakan bunu nasıl yapacağını/yapacaklarını açıklamadı aslında, bu konuyla alâkalı bir fikrimiz yok. Bildiğimiz bir şey var, o da konunun çok hassas olduğu. Nasıl yapacaklarını fazlasıyla merak ediyorum doğrusu.


Nasıl bir din ve dindarlık anlayışı acaba bu?


Nasıl bir Allah telâkkîsi acaba bu?


Nasıl bir Peygamber telâkkisi acaba bu?


Nasıl bir sünnet telâkkîsi acaba bu?


Nasıl bir adâlet telâkkîsi acaba bu?


Nasıl bir dinî kültür telâkkîsi acaba bu?


Nasıl bir sanat telâkkîsi acaba bu?


Nasıl bir özgürlük telâkkîsi acaba bu?


Nasıl bir adâlet telâkkîsi acaba bu?


Nasıl bir tarih telâkkîsi acaba bu?


Sorular çok, muhtemel cevapları müphem ve meçhûl ve aslına bakarsanız ürkütücü de...


Meselâ, aralarında çok ciddi farklılıklar arz eden, “İkbal’in dindarlığı” mı, “Cüppeli’nin dindarlığı” mı?


Bu düaliteyi de çoğaltabiliriz.


Parmaklarının ucundan süt akıtan, ayı ikiye bölen, sineğin kanadının altındaki antimikrobu bulan, yaratılışın nasıl başladığını ve nasıl biteceğini bildiren, ceninin ana rahminde kaç günde teşekkül ettiğini ve embriyo safhalarını bildiren, kadının eğe kemiğinden nasıl yaratıldığını açıklayan, acve hurmasının hangi hastalıklara iyi geldiğini anlatan ve hatta Burak ile Semâya nasıl yükseldiğini ve yedi kat gökte nasıl dolaştığını anlatan bir Peygamber telâkkîsi mi, yoksa, yaratılmışların hidâyet ve saadeti ile ilgili esas ve prensipleri açıklayan, kadına nasıl muamele edilmesi gerektiğini anlatan, kızgın çölün toprağında oluşturduğu toplumun dinamikleriyle toplumu her türlü mikroptan nasıl arındırdığını gösteren ve bir tabibü’l kulüb olarak  kalplere şifa veren, aşağıların aşağısına yuvarlanmış bir toplumu(esfel-isâfilin) yüksek ahlâkî değerlere kavuşturarak bir ahlâkî mi’rac vazifesi gören bir Peygamber telâkkîsi mi?


Evet.. Hangisi?


Yemeğe tuz ile, su ile, hurma ile başlayan bir sünnet telâkkîsi mi, yoksa “komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyerek, gayri müslim bir komşusuna kurban eti götürmeyen kızını ikaz eden bir sünnet telâkkîsi mi?


Üzerine uzandığı hasırın örgüsünün izi yüzüne çıktığı için kendisine bir şilte teklif eden sahâbeye, “benim dünya ile ne işim olabilir?” diyen bir dünyayı algılama biçimi mi, yoksa “müslüman her şeyin en iyisine lâyıktır” diyerek sofralarını Firavun sofrasına, evlerini Kisra’nın saraylarına çeviren bir dünya algısı mı?


Nasıl bir dindarlıktır bu kast edilen?


Bu sorunun cevabını verecek olan iktidar mensuplarının geriye dönük dindarlık telâkkîleri bir örnek olarak önümüzde duracak ise eğer, “vah gençliğin hâline!”..


Konuyu değerlendirenlerin sıkça söylediği/yazdığı gibi, bu dindar nesiller yetiştirilme işi bir özelleştirme gibi sivil toplum örgütlerine(cemaatlere) ihâle edilecekse eğer, “yandı gülüm keten helvası”.


İslâmî değerler dendiğinde akıllara namaz ve orucun geldiği, İslam denince ilk olarak namaz, oruç, umre, haccın ve son yıllarda başörtüsünün hatırlandığı bir din telâkkîsiyle dindar nesiller yetiştirmenin mümkünâtı yoktur, bunun en bâriz ispâtı, 28 Şubat’ta karton kuleler gibi devrilen dindarlık telâkkîsidir, geride bıraktığımız elli yılın ürettiği “dindar karakter”dir ve bu karakter “müflis bir karakter”dir…


Yalnızca muâmelâta hapsedilmiş bir dindarlık, gördük ki ahlâktan soyutlanmış bir dindarlık hâlini alıyor. Bu ülkede en çok okunan ilmihâl kitabının yüzlerce sâhifesi, namaza, yüzlerce sâhifesi oruca, yüzlerce sahifesi de Hacc’a ayrılmış ise ve içinde sadece 15-16 sâhife ahlâk bahsi var ise, namaz kılan, oruç tutan, Hacc’a giden ama yalan söyleyen, terâzisi hi’leli tartan, kul hakkından korkmayan, komşusunun açlığından haberdâr olmayan, paylaşmayan, sevmeyen, saygı duymayan bir müslüman toplumu çıkıyor ortaya.


“Bir gün gelecek…” diye başlayan ve gelecekten haber veren hükümlerle külliyen aram iyi olmasa da, son yüzyıl âlimlerinden birinin, “Bir gün gelecek, bütün câmiler dolup taşacak ama korkarım ki içinde belki bir tane bile müslüman bulunmayacak” sözünden de hep irkilmişimdir.    


Nesil yetiştirmek ıspanak yetiştirmeğe benzemez. Hele hele “Ne yâni tinerci mi olsun gençlerimiz?” diyerek dindarın karşısına tinerciyi koyan bir zihinle hiçbir yere varılmaz.  “Ne yâni tinerci mi olsun gençlerimiz?” cümlesi, “dindar nesiller yetiştireceğiz” cümlesinin gelecek adına umutlanacağımız bir cümle değil, arkasının ne kadar boş olduğunun acınacak bir itirâfı olabilir ancak…  





























Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS