Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Ali kaybettiğinde biz de kaybetmiştik aslında…



Ali kaybettiğinde biz de kaybetmiştik aslında…


“yalnız ali.. mağlup ali.. mağrur ali.. haksızlığa boğulmuş ali...”


Tüm mağlûbiyetlerin ve gâliba tüm gâlibiyetlerin izleri çok derinlerde ve gâliba bir silsile olarak tarihin derinliklerine uzanıyor tüm mağlûbiyetler ve gâlibiyetler. Mağluplar ve gâlipler müteselsilen aynı safta buluşuyorlar.


Aralarına binlerce yıllık zaman girmiş gâlipler ve mağlûplar, bu binlerce yıla rağmen birbirinin benzerî tepkileri veriyorlar, birbirinin benzerî bir dünyaya inanıyorlar ve aynı ruh iklimlerinden besleniyorlar.


Ve gâliba onlar aynı dünyalara doğuyorlar; gâlipler ve mağlûplar dünyasına…


Gâlipler iktidârın hazzını telezzüz ediyorlar, mağlûplar ise inandıklarının ve ideallerinin bedelini ödüyorlar…


* * * * *


Peygamberden sonra Sekife toplantısından çıkan karar “ikinin ikincisi” olarak Ebû Bekir’i hilâfet makamına getirmişti.  Ebû Bekir kendisinden sonra Ömer’i vasiyet etmiş ve Ömer de yaralandığında ardında altı kişiden oluşan bir şûra bırakmıştı. Şûranın reisi Abdurrahman b. Avf’ın yaptığı istişârelerin neticesi, müslümanların Osman ve Ali üzerinde oluşmuş mutabakatıydı.


Abdurrahman b. Avf mescidte yapılan toplantıda Ali’nin ve Osman’ın ellerini tutarak evvelâ Ali’ye sordu sualini:


“Allah'ın Kitabı, Resulünün Sünneti ve Ebû Bekir ve Ömer'in uygulamalarına tabi olarak hareket edip edecek misin?”.


İlmin kapısı Ali, kahramanlığın üzerinde tecessüm ettiği Ali, cesâretini kılıcının keskinliğinde taşıyan Ali, Fâtıma’nın müşvik kocası Ali, Hasan ve Hüseyin’in biricik babası Ali, Peygamberin yatağında düşmanı bekleyen ve bedenini Peygamberin düşmanlarının kılıçlarına kalkan eden sâdık ve fedâkâr Ali, Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikâr(لا فتى الا على لا سيف الا ذوالفقار)ın Ali’si cevabını verdi:


“Allah'ın Kitabı ve Resulünün Sünnetine tam olarak uyacağım, ancak bunun dışında kendi içtihadlarıma göre davranacağım…”.


Abdurrahman b. Avf anı suali Osman’a sordu:


“Allah'ın Kitabı, Resulünün Sünneti ve Ebû Bekir ve Ömer'in uygulamalarına tabi olarak hareket edip edecek misin?”.


Osman kendisini halife yapacak olan o cevabı verdi:


“Allah'ın Kitabı, Resulünün Sünneti ve Ebû Bekir ve Ömer'in uygulamalarına tabi olarak hareket edeceğim”.


Sonrası mâlûm…


İnsanın omuzlarının üzerinde taşıdığı kafasının içindeki beyni, tefekkür ve idrak melekeleri, aklı ve akletme kabiliyeti, insanın mâruz kalan değil tercih eden ve akleden ve dahi onu eşref-i mahlûkat yapan tüm fıtrî hasletlerinin insana yüklediği en mühiminden vazife:


“Mesuliyet nâmusu, düşünce ahlâkı, idealizm sadâkâti…”


Bunların bedeli: “Mağlubiyet…” 


Ali o gün, kendi düşüncelerine, kendi ilmine, kendi idrâkine, kendi akletmesine, kendi ahlâkına, kendi idealizmine sâdık kalarak bunu tebyîn ettiğinde biz de kaybetmiştik aslında…


Ali o gün kaybettiğinde, tecdid fikri de mağlûp olmuştu, tenkid fikri de mağlûp olmuştu…


Ali o gün kaybettiğinde, yanlışlıklar ve haksızlıklar karşısında konuşan dil, kıyâm eden beden, akleden ve tefekkür eden zihin de kaybetmişti aslında…


Ali o gün kaybettiğinde, biz de kaybetmiştik aslında…


Ali’den sonra Hüseyin kaybetti:


“Ceddim Muhammed’in dini benim bedenim üzerinden yükselecekse eğer, gelin ey kılıçlar, gelin doğrayın bedenimi” diyen Hüseyin de kaybetti…


Hüseyin’den sonra mazlumların yanında olan ve Halife Mansur’un kâdılık teklifini reddederek, zulmü İslâm adına meşrûlaştırmayı reddederek zindanlarda işkence ile can veren İmam Hanefi de kaybetti…


O günden sonra hep kaybettik…


İyilerin ve iyiliğin kazanamadığı cenk alanlarında iyiler ve iyilik hep kaybetti…


Yine kaybedeceğiz…


Yine, “kabültü heptü” diyenler kazanacak…


Yine, kadîm hükmetme geleneği ve bu geleneği içselleştirenler kazanacak…


Yine, itiraz etmeyenler, haksızlık karşısında dilleri lâl olanlar, vicdanları kanamayanlar, idrakleri tutulanlar, akıllarını emânete bırakanlar, yüreksizler, kişiliksizler kazanacak…


Fakat insanlığın değerleri, bu gâliplerin gâlibiyetleri üzerinden değil, mağlûpların hasletleri ve ahlâkları üzerinden yükselecek; tarihte olduğu gibi…


İnsanlık, bir tek ferdine bile ismini vermediği Nemrut’ları ve Yezid’leri zulüm ve zillet sahifesine, Ali’yi, Hüseyin’i, Numan b. Sabit’i ve daha nice mağlupları ise kahramanlar ve ahlâk sahifelerine yazacak…


Varlığımız, “bir elime ayı, diğer elime güneşi verseler yine de inandığımdan vazgeçmem” diyen inanmışlığa armağan olsun…


Gayrısı teferruattır...


 

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS