Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > ‘Bundan iyisi Şam’da kayısı mı?’

‘Bundan iyisi Şam’da kayısı mı?’


Haftalardır elim klavyeye gitmiyor..  


Aslına bakarsanız ortalık haber dolu, yorumlanmayı ve yazılmayı bekleyen…  


Fakat, hiç ama hiç yazasım yok…


Bir şiir, şairini hatırlamıyorum, Selçuk Yöntem güzel okumuş..


“Bitince, çekip gitmeli.


Uzatmalarda gol atma hayaline kapılmadan,


sessizce, efendice terk etmeli sahayı.


İster bir iklim, bir şehir, ister bir aşk,


bir insan, ister bir savaş, bir inanç olsun;


yenilince, tüketince direnmemeli.


Bırakıp gitmeyi, yaşanmış olanın güzelliğini korumayı bilmeli”.


Sırtı minderden kalkmamış, bilmem kaç roundtur ringde dayak yemiş bir nesil olarak, ölmemiş, yıkılmamış ama hakemin elini havaya kaldırmadığı bir nesil olarak uzun yıllardır en iyisi hep bırakıp gitmek, yaşanan güzellikleri korumayı bilmek hissiyâtı gâlip geliyor bende.. Belirli zaman aralıklarıyla  bu kez de bu hisse mağlûp oluyorum, bakınız yine bir mağlûbiyet.. Ne kadar da çok ‘mağlûplar’ yazısı yazdığımı fark ediyorum. ‘mağlûplar’ yazısı yazmaktan mı mağlûp oluyoruz yoksa mağlûp oldukça ‘mağlûplar’ yazısı mı yazıyorum, bilmiyorum…


Bir tortu gibi içimize yerleşen his yalnızca mağlûbiyet, bunu biliyorum...


Belki de hudutsuz bir tenezzülsüzlükle yaşayınca hayatı, müsâbaka denen şeyin ne olduğunu anlamıyoruz, müsâbık ruhlu değiliz yani… Müsâbık ruhlu olmayınca herhangi bir müsâbakayı kazanma ihtimâlimiz de çok naif şartlara bağlı kalıyor, o naif şartlar da reel değil, tecellî etmiyor…


Bu ahlvâlde de yazmanın anlamını yitiriyoruz tekrar tekrar...


Bazen kendimizi rehabilite ediyoruz, yeni nesiller için yazmak falan diyerek.  Oysa yeni nesillerin hayalleri yok, fazlaca realistler. Kuvvetli bir tatmin hissiyle malûl yeni nesiller. Tatmin olan insanın hayal kurma ihtimâli var mı?


* * * * *


Dışarıdan bakıldığında ülkede de gerçekten kuvvetli bir tatmin olmuşluk duygusu hâkim.


Duble yol mu? Yapılıyor.


Hızlı tren mi? Yapılıyor.


Konut açığı mı? Şehir yiyen bir canavara dönüşen TOKİ bu açığı kapatıyor.


Dışpoltika mı? Önüne gelene atar-gider yapan bir dışpolitikamız var.


Ekonomi mi? Şikâyet eden yok, elinde tencere-tava yürüyen yok.


Her şey yolunda gibi görünen bir ülkeyiz, iktidarın alternatifi de görünmüyor. Muhalefetin iktidar olmak gibi bir derdi de yok zaten. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Allah’ın bir lûtfu iktidar için. Bir diğer Muhalefet Partisi Genel Başkanı zaten iktidar partisinin içindeki muhtemel bir karışıklık için “Allah korusun, ülke için kötü sonuçlar doğurur” diyor.


“Bundan iyisi Şam’da kayısı” gibi duruyor her şey..


Ama yine de rahat değiliz…


Yıllardır dalga dalga gelen darbe soruşturmaları ve mahkemelerinde boğulmayan ülke bir ânda 28 Şubat dalgalarında boğulma tehlikesi geçirdi.  


Üzerinde “28 Şubatçılar neden yargılanmıyor?” baskısı bulunan hükümet, 28 Şubat ile alâkalı olarak gelen daha ilk dalgaların içine ‘can simitleri’ attı ve Başbakan:


“Bunlar toplumun huzurunu da doğrusu kaçırıyor. Bundan bizler de ciddi manada rahatsızız. Yani atılması gereken adımlar atılır, biter, geçer. Ama bu dalgalar böyle arka arkaya geldikçe o dalgalarda Kusura bakmasınlar ülke boğulur”  dedi.


Kimler kusura bakıyordu ki?


O kusura bakanlar daha önceki dalgalarda neden bakmadılar?


Kimse bir şey sormadı. 28 Şubat’ın üzerindeki o esrârengiz tül de kalkmadı…


Kimse bu durumdan şikâyetçi olmadı, kıyâmet kopmadı. Üzerine Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki şampiyonluk stresi de binince ülke süt liman oldu gene…


Şimdi ne yazacağız bu konuyla ilgili? Yazsak ne olacak?


* * * * *


Bir şike dâvâsıdır gidiyor, kıyamet koparıldı, insanlar cezâevlerine dolduruldu.. M A. Aydınlar’a yaptırılamayanlar her ne ise, zengin babanın tüpçü oğlu ile ikâme edildi ve ona yaptırıldı, isminde ‘etik’ gibi bir kelime olan kurul açıkladı;  bir de baktık ki şike mike yokmuş!..


Bütün mesele, Fenerbahçe’yi cemaat ele geçirmeye çalışıyormuş. Breh.. breh.. Ne cemaatmiş  ama!.. ‘Ortaçağın Gargantuası’ mübârek, yedikçe iştahı kabarıyor!.. En iyisi mi ülkenin tapusunu verelim de kurtulalım bu cemaatle alâkalı, ‘onlar her yerdeler’ fobisinden ve fobi olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşsün, ne istiyorlarsa açıkta, aydınlıkta yapsınlar. Nasıl olsa bir gün yorulacaklar…


Ne yazacağız şimdi bu konuda? Yazsak ne olacak ayrıca?!


* * * * *


MHP’de kongre var.. Salı günlerinin acar Genel Başkanı Devlet Bahçeli şimdilik yine ve yeniden aday gibi görünüyor. Ülkenin ona ihtiyacı var ne de olsa!.. Onun sükûnetine, onun soğukanlılığına, onun ayıplı kasetleri bile çıksa kurmaylarına olan sadâkatine, onun bilge liderliğine, onun kamyoncu muhabbetlerine, onun otomobil merâkına, onun ikidara olan naif hassasiyetlerine ihtiyacı var ülkenin…


Bırakıp çekildiğinde nasıl Deniz Baykal’a kadar varan ısrarlara dayanamayıp geri döndüyse, şimdi de yine aynı hislerle aday olacak gibi…


Karşısındakilere karşı en büyük kozu elindeki mühür.. fesih yetkileri..


Hoş, karşısında da şimdilik şöyle ‘deve dişi’ gibi bir rakip de yok.


Bunca yılın Ülkücü Hareketi aday kabızlığı yaşıyor.


Ne yazacağız şimdi bu konuda? Yazsak ne olacak ayrıca?!


* * * * *

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS