Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > ULUDERE ÜZERİNDEN KUSULAN KİN

ULUDERE ÜZERİNDEN KUSULAN KİN


Uludere’de sınır kaçakçılığı yapan vatandaşlar, sınırdan teröristlerin sızma ihtimâli istibaratıyla bir askerî operasyonla bombalandı ve 34 vatandaşımız bu operasyonda öldü.


Başbakan “hata” dedi.


Medya ve Kürt açılımı(!)nın medyadaki muvazzafları o gün bügün kıyamet koparıyorlar.


Hiçbir şekilde tatmin olacak gibi değiller, hatanın müsebbiplerinin aslanların önüne atılmasını istiyorlar; aslanlar onları parçalarken de zevkle seyretmek istiyorlar, “hurraa” diye de bağırmak belki de…


Her akşam birkaç televizyon kanalında Uludere proğramı var,  başıbozuklar gibi, hoşafın yağı kesildi diyerek kazan kaldıran yeniçeri sürüleri gibiler, “isterük de isterük, kelle isterük” diyorlar, gözlerinde bir kin, öfke, intikam duygusu.. Sesleri avaz avaz çıkıyor, bağırıyorlar, masaya vuruyorlar…   


TBMM’deki BDP milletvekilleri ise küstahlığın son raddesindeler, “Bu emri hangi hayvan verdi?” diye Meclis kürsüsünden soracak kadar..  Hepsi Meclis’te ‘Ali kıran baş kesen’  rolündeler, “otuz dört masum vatandaşımızı öldürdünüz, diyet isterük” diye ortalığı yangın yerine çeviriyorlar…


Arkalarında ‘açılım medyası’ kalemleri ve yorumcularıyla fırsat yakalamış, mal bulmuş mağribi korosu gibi ağızlarından salyalar akıtarak zılgıtlar çekiyorlar, ölenlerin kanlarıyla ülkeye bölünme çizgileri çekiyorlar…


Evet.. Uludere’de yaşanan hadise tabii ki vahim ve elîm bir hadisedir. Kaçakçılık yapmak için sınırdan giren çıkan insanların üzerine bomba yağdırmanın izahı yoktur.. Kaçakçılığın cezası bu değildir. Bu ülkede hiç ama hiç kimse Uludere’de yaşanan hadise için “iyi oldu” dememiştir, bu ülkenin tarihinde böyle bir gelenek yoktur.


Fakat madalyonun bir başka yüzü daha vardır, ‘açılım medyası’nın görmek istemediği ve göstermediği bir yüzü.


Uludere’nin Aktütün’den, Uludere’nin Dağlıca’dan ve diğerlerinden ‘istihbarat zafiyeti’ açısından bir tek farkı vardır; Uludere’de kaçakçılık için sınırdan girip çıkan vatandaşlar ölmüştür, Aktütün, Dağlıca ve benzeri pek çok PKK baskınında vatanî vazifesini yapan askerlerimiz şehid olmuştur, tek fark budur.


Ve…


PKK’nın kaçırdığı AKP yöneticisini bulmak için operasyona çıkan güvenlik güçlerinden bir polis operasyonda şehid olmuş, bunun üzerine BDP’li Pervin Buldan hadise için “Bu tip şeyler savaş süreçlerinde olabilir” demiştir.


İşte madalyonun tersi buradadır.


Bir güvenlik görevlisi şehit olup arkasında bir yaşında oğlunu yetim bıraktığında, “Bu tip şeyler savaş süreçlerinde olabilir” denebiliyorsa, Uludere’de olanın da bundan farkı, ölenlerin sayısından ibârettir.


Madem bu bir savaştır,  Uludere’de olanlar da bu savaş sürecinde bir 'normallik'tir: “Bu tip şeyler savaş süreçlerinde olabilir.


Bu ülkenin on binlerce evlâdı ekin gibi biçilirken kıyamet koparmayanların Uludere’de dökülen kanın üzerinden kopardığı kıyametin en azından orada ölen vatandaşlar ile alakası yoktur, bu kendi kanından bile beslenebilen bir ‘açılım paranoyası’dır, bu ülkenin menfaatlerinin hâricinde her şeye hizmet etmektedir.


‘Bu bir savaştır’ diyenlere,  açılım medyası ve BDP tarafına da tavsiye edilecek şey dua etmektir, Türkiye Cumhuriyeti bunu bir terör olarak algılamaya devam etsindir, Türkiye Cumhuriyeti bunu eğer bir savaş olarak kabul ederse ondan sonrası tufandır, bu tufanın altında da yalnızca BDP ve PKK tarafı kalır ve boğulur.


Medyadakiler mi? Onlar hemen ağız değiştirme hususunda pek mâhirdirler.


Nereden mi biliyoruz? Tabii ki en iyi darbe dönemlerinden… Hemen postal yalamaya başlayabilen  bir kabiliyete sahiptir Türk basını..  

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS