Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Bildiğimiz tek şey uçağımızın düştüğü, gerisi müteselsilen yalandan ibâret…

Bildiğimiz tek şey uçağımızın düştüğü, gerisi müteselsilen yalandan ibâret…


 


22 Haziran tarihinde düşen askerî uçağımızın ardından başlayan karanlık devam ediyor…


Ortalıkta dolaşan haber ve yorumların haddi hesâbı yok, ama bildiğimiz bir tek şey var, o da uçağımızın düştüğü, iki pilotumuzun şehit olduğu.


Bir ülkenin askerî bir uçağı düştüğünde / düşürüldüğünde gözler o ülkenin hükümetine çevrilir. 


Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı böyle bir krizin kilit isimleridir.


Şüphesiz hemen savaş çığlıkları atarak, elde kılıç düşmana savlet etmeleri beklenmez bu üçlünün, sâkin ve soğukkanlı olmaları icâb eder, devlet diliyle ve devletlerarası hukuku gözeterek açıklamalar yapmaları da vazifeleri icâbdır.


Buraya kadar anlaşılmayacak bir şey yok…


Fakat ardında binlerce yıllık devlet tecrübesine sahip Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin böylesi bir krizi yönetme biçimi akıllara sezâ…


Hükümet ‘uçak düşme krizi’ni adetâ bir ‘mahalle kavgası’nı halleder gibi hareket ediyor..


Güvenlik angajmanlarını değiştiriyor, sınıra yığınak yapıyor ve tehdit ediyor… Her gereği yapılamayan her tehdit gibi, hükümetin tehditleri de ‘zillet’e dönüşüyor Türkiye için.    


Başbakan, 23 Haziran günü erken saatlerde yaptığı açıklamada, “İlgili kurumlarımızın sağladığı verilerin değerlendirilmesi ve Suriye ile yürütülen ortak arama kurtarma faaliyetleri çerçevesinde elde edilen bilgiler neticesinde uçağımızın Suriye tarafından düşürüldüğü anlaşılmıştır”  diyor.


Aradan 19 gün geçiyor ve 12 Temmuz’da yine aynı Başbakan, “22 Haziran’da Akdeniz’de uluslar arası sularda bir test eğitim uçuşu yapan askerî eğitim uçağımız düştü, kendilerine ulaşana kadar düştü dedik, düşürüldü demedik” diyor..


Bu iki açıklamayı yapan da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan.


Dışişleri Bakanı Davutoğlu,Suriyeliler vurdukları uçağın Türk olduğunu biliyorlardı. Elimizde (Suriyelilerin) telsiz kayıtları var. Uçağın Türkiye'ye ait olduğu yönünde konuşmaları mevcutdiyor..


Genelkurmay Başkanı, “Rapora göre, malzemeler üzerinde petrol türevi yangın başlatıcı ve hızlandırıcı madde profiline, organik ve inorganik patlayıcı madde artığına ve herhangi bir mühimmata ait olduğu değerlendirilen bulguya rastlanmadı.” diyor.


Amerika ve Rusya, uçağın düşmesiyle ilgili bütün bilgilerin elerinde bulunduğunu ifade eden açıklamalar yapıyor.. Rusya, durumun ‘nezâketi’ sebebiyle açıklamayacağını  söylüyor..       


Türkiye Cumhuriyet Hükümeti bu arada ne yapıyor?


Tek kelime ile saçmalıyor


Sanki ‘çuval hadisesi’nde prestijini kurtarmış gibi, sanki ‘karakol baskınları’nda prestijini kurtarmış gibi ‘uçak krizi’nde kurtaracakmış gibi mütemâdiyen ‘efeleniyor’. Bu efeliklerin sahte olduğunu kimsenin fark etmediğini sanıyor ya da ‘efelenmek ve kolpa yapmak’ gibi bir vazife yüklenmiş üzerine...


Yalnızca ‘uçak krizi’nde değil her meselede aynı saçmalık, aynı düzeysizlik, aynı devlet görgüsüzlüğü yapışıyor AKP Hükümetinin üzerine.


Samsun’da sel felâketi yaşanıyor, vatandaşlar canını kaybediyor, malını kaybediyor.


TOKİ ve Başbakana sorarsanız, sanki Samsun’da yaşanan bir “sel felâketi” değil, ‘sel olimpiyatları’ ve vatandaş bodrum kattan yüzerek dışarı çıkamadığı için suçlu ilan edilecek.  


“Yüz yıllık âfetler yaşanıyor, 500 yılda bir görülecek şekilde sel geliyor” diyor Başbakan, yani işkembe-i kübrâdan sallıyor her zamanki gibi, adetâ bir Kasımpaşa kahvehânesinde az buçuk okumuş bir memurun, vatandaşlara salladığı bir okey masasında konuşuyor.


Fakat istatistikler Başbakanı yalanılıyor. 1967 yılında 24 saatte 245 kg, 2005’de 24 saatte 113 kg ve bu selde 24 satte sadece 68 kilogram yağmur düşüyor Samsun’a..


Başbakan eline tutuşturulan yalanları Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanı olarak bütün ülkeye söylüyor..


Bunlar yazıldığında ise küplere biniyor.


“TOKİ bu salvolarla yıkılmaz” diyor..     


TOKİ salvolara değil, sellere kapılıyor…


* * * * *


PKK, Tunceli-Erzincan karayolunda araçları durdurup 'kimlik kontrlü' yapıyor.. 150 vatandaşımızı araçlarından indiryor, propaganda yapıyor, kimlik kontrolü yapıyor ve bütün bunları da devletin polisi gibi eli,ni kolunu sallaya sallaya yapıyor.. Sanki 'Oslo anlaşması'(!) hayata geçmiş ve PKK bölgede(!) polis görevini üstlenmiş gibi.. Sanki o bölge(!) sınırlarımız dahilinde değilmiş gibi.. 


Ve içişleri Bakanı bu 'kepâzeliği' hiç ama hiç üzerine alınmıyor, tabii Başbakan da....


* * * * * 


KPSS sınavının soruları bir dershânenin sitesinde yayınlanıyor, skandal patlayınca hemen kaldırılıyor.


Sicili bu konularda epey kabaran ÖSYM Başkanı eveleyip geveliyor.


Başbakan ona da sahip çıkıyor..


Başbakan artık nerede bir yalan var, nerede bir kötülük var, nerede bir hata var, ayıp var ona sahip çıkıyor..


“Burası Türkiye, Kasımpaşa değil…”  diyecek kimse de yok..


   


 


 


 


 


 

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS