Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Küp içindekini sızdırır…

"Birkaç Mehmet’i şehit etti diye, her gün PKK’nın Türkiye’nin gündemini oluşturmasına müsaade etmemeliyiz" (AKP Genel Başkan Yarımcısı Hüseyin Çelik)


Siyasal İslâm’ın, usûl, erkân, tâlim, terbiye, haram, helâl bilmeyen şımarık, mirasyedi çocukları…


Siyâsî liderler seçim başarısının arkasından evlerinde bir mülâkat veririler, âdettendir.


Bu mülâkat, onların ev hâllerine, aile yaşantılarına ve hususî zevklerine dair de bir propagandadır aynı zamanda. Liderlerin hemen hepsi bu mülâkattan geçerler.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da böyle bir mülâkatı 32. Gün’de Mehmet Ali Biran’da vermişti.


Evde çekilmiş görüntülerin arasında Birand soruyor ve Başbakan cevaplıyordu. Yüksek bir oyla tek başına iktidar olmuş bir Başbakanı tanımak isteğiyle ekran başında dinledim kendisini. Bir zamanlar, “Biraz da insan Atatürk’ü konuşalım” şeklinde saçmalıklar vardı, ona benzer bir proğramdı bu da.. “Peki evdeki Erdoğan ne yapar, nasıl bir babadır, neler okur, neler dinler” gibisinden sorulara cevap veriyordu.


Birand, “Sık sık medeniyet sözcüğünü kullanıyorsunuz, nedir sizce medeniyet?” diye sordu.


Tamam, dedim, iyi bir soru.. ‘Küp içindekini sızdırır’ misâli, Başbakanın entelektüel birikimine dair bir kanaat hâsıl olacak..


Başbakan, yine kürsüde konuşuyormuş ses tonuyla cevap verdi, medeniyet kelimesindeki y harfinin şeddeli kullanarak..


“Medeniyyet: Kökü mâzide olan âtidir dedi, Yahya Kemâl’den bir iktibas ile.


Bekledim, bu cümlenin üzerine bir medeniyet kurgusu yapacak diye.. Ama sustu.. Medeniyete dâir söyleyebileceğinin hepsi buydu. Millî Gençlik Vakfı kürsülerinde okuduğu şiirler, her soruya cevap verebilmesi için hâfızasına bir mısra da olsa yüklemişti. Anlaşılan okuduğu bir dörtlük ile girdiği cezâevinden(!) iktidara yürütülen Başbakan, siyâsî hayatını da şiirlerle devam ettirecekti.   


Mülâkatın sonuna doğru, Birand, “evde müzik dinler misiniz?” sorusunu sordu. Müzik, bir başbakanın zevklerini ortaya koyması açısından en önemli kriterlerdendi, en azından benim için.


Eşine bakarak cevap verdi Başbakan. “Tabii ki dinleriz, bu aralar sürekli İbrahim Erkal dinliyoruz meselâ…”


O aralar kulakları tırmalayan bir şey vardı, “canısııı.. canısıııı, ömrümün yarısıııı…”


Televizyonu kapatıp, kendi kendime “yazık oluyor bu ülkeye…” dediğimi hatırlıyorum yalnızca…


O günden bu yana aynı Başbakan yönetiyor bu ülkeyi ve bu ülkeye yazık olmaya devam ediyor.  


* * * * *


Başbakanın çalışma arkadaşları da aynı tornadan çıkmışlardı.


2003 yılı Eylül ayında PETKİM özelleştirilmesi konusunda, Ülkenin işgal altına girdiğini söylüyorlar. Gelsinler işgal etsinler” diyerek, aynı yılın Nisan ayında Tekel’in özelleştirilmesi konusunda “Babalar gibi satarız”  diyerek, SEKA’nın özelleştirilmesiyle ilgili olarak yapılan ‘yağma’ eleştirilerine, “Staratejik yer imiş. Ne stratejisi, önemli olan müşteri bulmak. Müşteri gece gelsin, pijamayla çıkarım karşılarına. Seviyorum bu işleri arkadaş” demişti Başbakanın “Kemal Abi” diye hitap ettiği en yakın çalışma arkadaşlarından Kemal Unaktıan. Tedavisi için eşinin kameralar karşısında, “İstihârede Clevlend çıktı, Rabbim bize Clevland’ı gösterdi” dediği Kemal Unakıtan.


Akademik kariyerindeki tezlerden biris hakkında ‘intihal’ suçlaması bulunan Başbakanın Bakanı Ömer Dinçer,  2010 yılı Mayıs ayında Zonguldak’ta grizu faciasında hayatını kaybeden madenciler için “Bedeninde herhangi bir yanık yoktu, güzel öldüler” deyivermişti yine milletin gözünün içine baka baka..


29 Ekim 2011’de Vdepremindeki kurtarma faaliyetleriyle ilgili olarak,  Başbakanın bir diğer Bakanı Beşir Atalay, “Hangi ülkeler hemen aradı, yardım gönderme teklifinde bulundu, elimizde listeler var. Tabii öncelikle kendi potansiyelimizi görmek amacıyla arama kurtarma yardım ekipleri bekletildi” derken de, potansiyeli görmek için arama kurtarma ekiplerinin bekletilmesinin kaç cana mâl olduğunun hesabını yapmıyordu.


Bu listeleri uzatmak mümkün ve çok kolay.. Cesimli bir kitaba konu olacak kadar çok malzeme var Başbakan ve çalışma arkadaşlarından sâdır olan.  


2005 yılı Nisan ayında halka seslenirken “Satılık böbrek var” yazılı bir pankart açan vatandaşa, “Kusura bakma sakatatçı dükkânı değil burası” diye cevap veren,  2006 yılı Aralık ayında “İki  senedir anamız ağlıyor” şeklindeki tepkisine, “Haydi ananı da al git buradan” diye cevap veren, 2009 yılı Aralık ayında  köşe yazarlarına hitâben, “Ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur” diyen, sonra hızını alamayıp, 2010 yılı Şubat ayında AKP genişletilmiş  İl Başkanları Toplantısında, “Köşe yazarları her istediğini yazamaz, patron gerekirse kusura bakma sana burada yer yok, demelidir, maaşını ödediği yazarlara hâkim olması gerekmektedir” diyen bir Başbakanın çalışma arkadaşlarının kıymetlerinin de Başbakanlarından menkûl olmasından tabii ne olabilirdi?  


2011 Haziran ayında Ankara’daki Hopa mitinginde polis tarafından kalçası kırılan Halkevleri MYK üyesi Dilşad Aktaş için “Kız mıdır kadın mıdır bilemem” diyen bir Başbakanın ve çalışma arkadaşlarının devletin en tepesinden bu ülkeye yaydıkları uslûpsuzluk, bu kadronun şuur altındakilere dâir en bâriz göstergelerdir.


21 Şubat 2010 tarihinde AKP Kahraman Maraş milletvekili Avni Doğan’ın, Eğer biz birazcık tökezlersek bu Ergenekoncular falan halktan bu defa çok kötü intikam alır. Bu memlekette kimin kızının başı örtülü, hepsini fişlemişler. Kimin çocuğu İmam Hatip'e gidiyor hepsini fişlemişler. Kim muhafazakar, kim Ramazan’da oruç tutuyor hepsini fişlemişler.Eee şimdi biz onları fişliyoruz. 40 sene onlar bu halka yaptı, inşallah sıra bizde. Yapmaya çalıştığımız bu..” şeklindeki sözleri de yine AKP kadrolarının şuuraltındaki devlet telâkkîlerinin en mütebâriz örneklerinden birisidir.  


* * * * *


Saymakla bitmez bu tür örnekler, yüzlercesi sıralanabilir…


Siyâsî güçlerinin kendilerine sağladığı ‘güç şehveti’nin salgılarıdır bunlar.


Son ve belki de en kötü örneklerinden birisi AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’ten geldi bugün.


CHP milletvekili Hüseyin Aygün’ün PKK tarafından kaçırılmasıyla ilgili olarak CHP’nin “TBMM olağanüstü toplansın” çağrısına cevap verirken, PKK bomba patlattı diye, bir yeri bastı diye, birkaç Mehmet’i şehit etti diye, her gün PKK’nın Türkiye’nin gündemini oluşturmasına müsaade etmemeliyiz” dedi.   


Birkaç gün önce Mehmetçik tarafından 'etkisiz hâle getirilen' yeğeniyle alakalı mıdır bu sözleri bilemeyiz, fakat şehit olan Mehmetçikler, (Hüseyin Çelik’in zihinde yalnızca Mehmet) bu kadroların zihinlerinin gerisinde yalnızca “birkaç Mehmet”ten ibâret. Yani eğitim zâyiâtı gibi, Mehmetçikler de ‘terör zâyiâtı’ bunlar için, yalnızca sayısal değerleri var.


Hükümetlerinin koruyamadığı karakollarda PKK’nın kurşunlarıyla şehit olan, hükümetlerinin koruyamadığı karakolların nöbetçi kulelerinde PKK’nın roketleriyle Ramazan günün paramparça olan ve mübârek naaşları birbirine karışan Mehmetçikler, bu kadroların zihninde ‘birkaç Mehmet’ten ibâret.


Siyasal İslâm’ın, usûl, erkân, tâlim, terbiye, haram, helâl bilmeyen şımarık, mirasyedi çocukları bunlar.


Yazık oluyor bu ülkeye!...  


   


 

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS