Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > On yılın azizleri: İmam Hatipliler!

On yılın azizleri: İmam Hatipliler!



Türk siyâsetinin aşere-i mübeşşeresiydi onlar, müjdelendiler ve geldiler. Ayrıcalıklıydılar. 'Arka bahçe’nin çocuklarıydı onlar, üzerlerine titrenmiş, türlü kötülükler içinde yaşayan toplumun bütün kötülüklerinden muhafaza edilmiş, adeta kristal fânuslar ve atlas kumaştan kırk bohça içinde sarmalanarak geleceğe hazırlanmış ‘altın nesiller’di.


Hayatlarını ‘iktifâ mikdârı’nca idâme ettirmek üzere eğitim aldıkları için, az yerler, az içerler, az giyerler, az uyurlar ve azla yetinirlerdi. Dünyayla alâkaları pamuk ipliğine bağlı olacak kadar bir fânilikten ibâretti. Hiçbir şeyin ikincisine tâlip değillerdi, dünyada ikinci ev, sırtında ikinci bir ceket, sofrasında ikinci bir yemek, hânesinde ikinci bir eş onlar için yalnızca israftı, mâsivâya gönül kaydırmaktı ki onlar dünyaya ve dünyâlıklara meyletmezlerdi. 


‘İki lokma ve bir hırka’dan ibâretti dünyâlıkları. 


Manastırdaki gün ışığı görmemiş azizler gibiydi onlar. Nefisleri yoktu, zaafları yoktu, tek eksikleri kanatlarıydı onların. 


Onların yetiştiği okullara girdiğinizde burnunuza yalnızca misk-i amber kokardı, gül kokusu gelirdi. Tuvalet kokusu gelmezdi, çünkü onların yediği içtiği nûr olurdu. Onların yetiştiği okullarda keyif verici maddeler olmazdı, keyif verici maddeyle altın vuruş yapanlar hiç olmadı o okullarda. Kızlar ve erkekler birbirlerine yan gözle bile bakmazlardı, hepsi kardeşti onların.  


Sinema nedir, izlemeden, konser nedir, dinlemeden, sergi nedir, gezmeden, sevgi nedir, sevmeden, aşk nedir, anlamadan, bir köşe başında saatlerce sevgili yolu gözlemeden yaşlanıp giden olgun, ağırbaşlı ama yaman bir ideolog, mahçup ama acar bir siyasetçi, karnı tok, kanaatkâr ama iş bilir bir tüccar oldular. 
Uzun yıllar çektikleri sıkıntıların, dışlanmışlıkların, itilmişliklerin, mâruz kaldıkları siyâsî yasakların sonu gelmişti artık. 


Gün onların günüydü. İstikbâl onlarındı. Ülke onlarındı. Hatta dünyayı onlara vermişlerdi de,  “nerede bunu uydusu?”  sorusunu sormalarının tam zamanıydı.


Artık ‘adâlet’le hükmedecekler, ülkenin ‘kalkınma’sını tamamlayacaklar, Fırat’ın kenarında kaybolan koyunun hesabını verecekler, yetimin hakkını koruyacaklar, işçinin hakkını alnının teri kurumadan teslim edeceklerdi, komşuları açken onlar asla tok uyumayacaklardı. 


Onların arasından, hırsız, uğursuz, soyguncu, devlet malına tamah eden, ihâle kovalayan, sahte fatura düzenleyen, gemicikler sâhibi olanlar çıkmazdı. 


Onların arasından, satanistler, aşırı akımlar, komünistler, faşistler çıkmazdı.


Onların arasından, yardım toplama derneklerine topladıkları paralarla zengin olanlar, o paraları iç edenler çıkmazdı. 
Onların arasından, sekreterleriyle aşna fişne olanlar, çok eşli olanlar çıkmazdı. 


Onların arasından, sünnet veya evlilik cemiyetinde yakasına takılan paralarla Karun gibi olanlar çıkmazdı, kayıp trilyon dâvâları açılmazdı onlarla ilgili. 


Onların arasından, isimlerini çoraplarına yazdıracak kadar egosu olan ve dünyâlık ihtirâsına kapılmış olanlar çıkmazdı. 


Onların arasından, terörist çıkmazdı, domuz bağıyla insan öldürenler, insanları öldürürken videoya kaydedenler çıkmazdı.


Onların arasından çürük raporu alıp askerlik vazifesinden geri duran bir tek vatan evlâdı çıkmazdı


Onların arasından hep yalnızca âlimler, fâzıllar, gönül insanları, sevgi pıtırcıkları, dünya çapında ressamlar, besteciler, mimarlar, mühendisler, hukukçular çıktı. 


Onların arasından yalnızca dürüst insanlar çıktı, yalnızca harama uçkur çözmeyenler çıktı, yalnızca harama el sürmeyenler çıktı, yalnızca devlet malına tamah etmeyenler çıktı, bırakınız haramı mekruhtan bile köşe bucak kaçanlar çıktı yalnızca.


Onların arasından yalnızca bu ülkenin kardeşliğine hizmet edenler çıktı. Açılım adı altındaki bölünme yolunun taşlarını cehennem yolu gibi asla döşemediler. Ülkeyi kana bulayan, çoluk çocuk demeden katleden teröristlerle hiç pazarlık yapmadılar. Eli kanlı teröristlerin başıyla hiç görüşmediler, öyle vatanseverlerdi ki onlar, terörist başıyla görüşmeleri hep ‘devlet’e yaptırdılar.


Onlar İmam Hatipliydiler, on yılın azizleriydi onlar. 


Bir meslek lisesi mezunu olarak, bütün bu fâziletlerden ve ayrıcalıklardan bunca yıldır mahrum olduğum için ne kadar mustaribim tahmin edemezsiniz,  “âhir ömre bir İmam Hatip Lisesi mezuniyeti sığdırabilir miyim acaba?”  diye düşünmüyor değilim doğrusu!.. Öyle ya, İmam Hatip Liseleri bir katarsis fânusu, içine giriyorsunuz ve temizleniyorsunuz, çıktığınızda da asla kirlenmiyorsunuz.


Hâmiş: İmam Hatipli dostlar alınmasınlar lûtfen, bu ülkedeki ‘imam hatipliler ve diğerleri’ gibi bir fâzilet sınıflandırmasının müellifi bendeniz değilim. Yani bu hamâkat bendenizden sâdır olmadı. Yani saçmalığın bu denli sunturlusu bendenize ait değil.      

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS