Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Bizim de vehimlerimiz var, hakikat sandığımız vehimlerimiz

Bizim de vehimlerimiz var, hakikat sandığımız vehimlerimiz



Geçmiş yıllarda TRT’de Avrupa’dan futbol programının en akılda kalan cümlelerinden birisi de hiç şüphesiz “ender gelişen Osasuna atakları” cümlesiydi, İlker Yâsin’in heyecanlı sesinden dinlerdik.


Osasuna futbol takımı neredeyse seksen yıldır İspanyol liginde “kümede kalmayı garantilemeye” oynuyor, çok zayıf bir takım ve hâlen ataklarını nâdiren geliştiriyor. Şu ânda on altıncı sırada. 
Baskça’da “sağlık, neşe ve canlılık” anlamına gelen Osasuna, neşeden, sağlıktan ve canlılıktan eser barındırmayan bir futbol mâcerâsı yaşıyor kurulduğundan bu yana. Taraftarları da hemen her maçtan sonra “lagona edatera” (içelim dostum) diyorlar birbirlerine, ama hep kahırdan içiyorlar. 


Bâzen “Osasuna taraftarı” olmak gibi bir kader yükleniyor hayatımıza, “anlamsız bir çırpınma” demek bu, başarının elbet bir gün bizi bulacağına inanmak vehmi, bizim için de bir şansın bulunduğunu vehmetmek, yalnızca o şansın “hangi taşın altında olduğunu” bulamamak bahtsızlığına inanıp o şansı aramaya devam etmek. 


Bir kümes hayvanının uçmaya çalışması kadar trajikomik bir müteselsil gayret ve mesâi silsilesi...  


“Sen bir kümes hayvanısın, uçamazsın, senin varlık sebebin bu değil” demek beyhûdedir.


Zaman zaman da kümes hayvanlarının uçmasını beklemek kadar, kartalları kümese tıkmak ve kargaları da tahta oturtmak gibi bir hamâkatimiz de müteselsil tevehhümümüzün(vehimlerimizin) bir cüzüdür. 


Hiç acımayız, merhamet etmeyiz kartalları kümese tıkarken, utanmayız kargaları tahta oturturken, biliriz aslında “kartallar yüksek uçar” , ama yine de biz ki göklerde uçamamışızdır, biz ki yüksek tepelerin rüzgârından ürkmüşüzdür ya da yolumuz düşmemiştir yükseklere, o vakit etrâfımızdaki kartallar da kümese tıkılmalıdır veya kargalar tahta 
çıkarılmalıdır. 


Bizim de vehimlerimiz var, hakikat sandığımız vehimlerimiz.
Dünyayı değiştirebileceğimize inandığımız yıllarımız... Zamanla ucundan kırptık biraz, ülkeyi değiştirebileceğimize inandırdık kendimizi. Baktık olmuyor, kurumlarımızı değiştirebileceğimize, onları kurgulayacağımıza, onları ideâlize edebileceğimize inandık samimiyetle. 


Bizim de vehimlerimiz var, hakikat sandığımız vehimlerimiz.
Hakikati bulduğumuza inanırız zamanla, bizim düşündüğümüzün en doğrusu, en hakikî, en sağlıklı, en hasbî, en güzel, en ideâl olanı olduğundan emîn oluruz ve etrâfımıza da dayatırız bu emîn olduğumuz hakikat kisvesi altında gizlenen vehimlerimizi. İtirazlara kulak tıkarız, hafife alırız, lâfugüzaf muâmelesi yaparız. Boğarız sesini acımadan itiraz edenin, kısarız, tercih etmesine müsaade etmeyiz, saygı duymayız, mâruz bırakırız onu kendi vehimlerimize. 


Bizim de vehimlerimiz var, hakikat sandığımız vehimlerimiz.
“Hakikati arayanlara inan, bulduğunu söyleyenlere asla” diyor Andre Gide. Biz hakikati bulduğunu söyleyenlere inanırız, biliriz aslında o buldum denilen hakikatin hakikat olmadığını, inanmak isteriz, çünkü vehimlerimizi besler o hakikat kılığındaki maskeler. Hakikati arayanlara değil, bulduğunu söyleyenlere yoldaş oluruz, çünkü hazır bulunmuşu vardır, çileye ne hacettir, hakikat olmasa da ve biz de bunu bilsek de!..


Yalanların, simülasyonların, illüzyonların, vehimlerin dünyası konforlu bir dünyadır, orada yaşamak isteriz. Çünkü fıtrî ilkelerimize bir kez ihânet etmişizdir ve hayat ile olan bağlılığımızın saflığını yitirmişizdir. Kendimize hile yapmışızdır, hayatımızdan ve her şeyimizden vazgeçmektir bu aslında. Ama olsun, fark etmiyor gibi yaparız, algılamıyor gibi yaparız, kendimize saygımızı devam ettiriyor gibi yaparız. Vehimlerimiz müsekkinlerimizdir bizim, sâkinleştirir, uyutur, vicdânımızı susturur, rahat uykulara dalarız.. 


Bizim de vehimlerimiz var, hakikat sandığımız vehimlerimiz.
İnanıyormuş gibi yaparız. İnandığımıza kendimizi o kadar inandırırız ki inandığımızdan hiç şüphe etmeyiz. İnandıklarımızı, inandırıldıklarımızı gözden geçirmektense, onları sorgulamaktansa konforumuzun bozulmasındansa gözlerimiz çıksın daha iyidir, inandığımızdan emînizdir. Hakikatin bulunduğu yerde başka hiç ama hiçbir şeye yer yoktur aslında. Adamın birisi “durun gittiğiniz yol doğru yol değil” der. Bunu dediği kitle binlerce, on binlercedir, çoğunluktur yani. “Acaba doğru mu söylüyor” diye bir ân bile düşünmeyiz, hemen kalabalığa karışırız, kalabalıktan birisi oluruz, kalabalık ederiz, kalabalık oluruz. Sahih, hakikî, sahici bir hakikat derdimiz yoktur çünkü. Varmış gibi yaparız. Caka alır, caka satarız, büyük laflar ederiz, büyük ideâller kuşanırız. Ama en küçüğünden en büyüğüne kadar hakikat cinâyetleri işlemekten geri durmayız, hakikati vehimlerimize, korkularımıza, şüphelerimize, işimize gelenlere, menfaatlerimize, konforumuza kurban ederiz...


Bizim de vehimlerimiz var, hakikat sandığımız vehimlerimiz.

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS