Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Başlıyoorr, herşey bu filmde..

Başlıyoorr, herşey bu filmde..


Sosyal içerikli bazı sabah proğramlarını izlerseniz, proğrama bizzat katılan ya da telefonla bağlanan aile bireyleri arasındaki ilişkiler yumağını çözmekte hayli zorlandığınızı ve bir süre sonra ipin ucunu kaçırarak kim kimin karısı, kim kimin oğlu ya da kızı, kim kimin babası ya da kayınpederi, kim kimin kayınvalidesi ya da eltisi ve daha da önemlisi bunlar arasındaki cinsel hayat nasıl tanzim olmuş, kim kiminle halvet olup kime ihanet etmiş, ortada dolanan ya da telefonla stüdyoya bağlanan çocuklar kime ait veya evden kaçan kadın kimin karısı, çocukların anneleri kim, annesi kiminle kaçıp da çocuğu terk etmiş ve neden yıllar sonra stüdyoda çocuğun sesini duyduğunda gözyaşlarına boğuluyor, ben ettim sen etme diyor, mecburdum kaynım bana zorla tehditle sahip oldu, kayınpederim de zaten daha evvel sahip olmuştu, oğluna sesini çıkarmadı, kaynanamgil de kocasını kurtarmak için oğlunun bana sahip olduğunu bile bile sustu, görümcem ise kocası bana sahip olunca intikam için diğer kaynımla kaçtı, işte sen onların çocuğusun, ama sana şu kadar yıl ben bakım, bu gerçekleri sana anlatamazdım yavruummm diye feryad eden ve bayılmış numaraları yapan bir kadın. Ulan ben kimin çocuğuyum, Allah hepinizin belasını versin, beni aramayın.. diyen bir çocuk ve kapanan telefondan gelen sinyal sesleri. Arkadaşlarımız çocuğa tekrar ulaşmaya çalışıyorlar, biz stüdyomuza dönelim diyerek stüdyodaki adama, sen karına niye sahip çıkmadın diye soran yönetici, benim karım hangisiydi ki abi diyen bir adam…


İşte böyle devam eden bir proğramdan bahsediyorum.


Çözebildiniz mi bu grift ilişkileri, bu kurguyu?


Gerçekten zor..


Bir sabah proğramının bu denli zor bir kurgusu yanında Türkiye’de olan bitenler ne kadar da basit kurguyla tertip ediliyor. Aslında her şey ortada ayan beyan, âşikâr.


Ortada iktidar olan bir hükümet var. Bu hükümetin bir Başbakanı ve onun ağzından çıkacak mübarek kelimelere bakan bakanlar kurulu üyeleri.


Ortada bir cemaat var hükümetle iktidarı paylaşan ve ajandanın yapılacaklar listesine maddeler yazan. Bu maddelerin hayata geçmesi için zaman zaman Başbakanla ters düşen ama anlaşmanın bir yolunu hep bulun bir cemaat. Karşılıklı birbirine tahammül eden iki güç bunlar.


Ortada bir basın var, on yıllık iktidarın ilk yıllarından itibaren hizaya sokulan, olmadı satın alınan, şimdilerde artık neredeyse tamamı hükümetin basın merkezi gibi çalışan.


Ortada bazı gazeteciler var, gizli ajandadan zaman zaman haberdar edilen ve kamuoyu oluşturmada PKK müfrezesi gibi çalışan.


Ortada bir MİT var, hükümetten bağımsız ve habersiz(!) İmralı’ya giderek görüşmeler yapan.


* * * * * *


Başbakan zaman zaman bir tartışma açıyor, polemik başlatıyor, bu ayaklar hepsi birden bir saatin çarkları ve dişlileri gibi senkronize bir şekilde bu tartışmayı veya polemiği Başbakanın istediği yere getiriyorlar.


Başbakan “Dersim’de binlerce kişi öldürüldü, ben devlet adına özür diliyorum” diyor, bu müfrezeler Dersim’den başlayarak özür listesi çıkarıyorlar.


Ülkenin Genelkurmay Başkanı ve komutanlar ‘örgüt mensubu’ olmak suçuyla tutuklanıyor, Başbakan “yargıya güvenin, yargıda aklansınlar sonra terfi ettiririz” diyor. O müfrezeler, yargının üzerinden vesayetin nasıl da kalktığını ve yargının bağımsız olduğunu yazıyorlar, anlatıyorlar.  


Zaman geliyor Başbakan, “Başta Başbuğ olmak üzere diğer generallerimizin hiç birini terör örgütü lideri yapanı tarih affetmez. Neden tutuklu yargılıyorsun, uçağa atlayıp  yurdışından mahkemeye gelen generallerimiz oldu” diyor. Aynı müfrezeler Başbakanın ne kadar da hassas bir adalet terazisi olduğunu anlatıyorlar.


Başbakan “İmralı ile görüşen şerefsizdir” diyor.


Zaman geçtikçe anlıyoruz ki bahse konu şeref Başbakanın genç yaşta kaybettiği bir okul arkadaşının ismiymiş meğer.


Başbakan İmralı ile görüşmelerin Adalet Bakanlığının tasarrufunda olduğunu ‘ada’ya kimlerin gideceğine Adalet Bakanının karar vereceğini söylüyor.


Ada… Eskiden Kıbrıs’ın müstearı olan bu üç harfli bu kelime şimdilerde İmralı cânisinin müstearı oluyor.


Kurgu böyle sürüp gidiyor.


Başrol hep Başbakanın. Bunun haricinde herkes figüran görünümünde. Filmi kim çekiyor, senaristleri kimler, kastı kim tespit ediyor, eh burası biraz netâmeli bir konu.  


Bildiğimiz bir şey var filmin görüntü kalitesi Amerikan filmlerini aratmıyor. Avrupa sineması gibi sanatsal değil, tipik bir Amerikan filmi bu, her sorunu çözen bir kahramanın etrafında dönüyor kurgu.


* * * * *


Sabah proğramlarını izlemek daha bir dikkat gerekirken Türkiye’de(bu ismi daha ne kadar kullanacağız onu bile bilmiyoruz) olan biteni izlemek daha az yorucu.


Bir genel af hazırlanıyor, Silivri’de, Sincan’da, Hasdal’da yatan askeri erkân bu genel aftan faydalanacak, eh bu arada Ada’dakine, İmralı’dakine, Hükümet erkânının ve basındaki müfrezelerin tabiriyle ‘Sayın Ööcalan’a, sizin anlayacağınız İmralı’daki bebek katiline, on binlerce askerimizin katiline, yüzlerce öğretmenimizin katiline de bu aftan faydalanmanın yolunu açacaklar ve bunu da toplumda huzuru tesis etmek için yaptıklarını söyleyecekler.


Bunun için Hudeybiye sahifeleri açılıyor tarihten, uysa da filmin içine kodum, uymasa da kodum misâli.  


Kurgu gayet basit ve gözümüze baka baka nakış gibi işleniyor.


Kim kimin kaynı, kim kiminle halvet olmuş, çocuklar kimden, kayınpeder gelinine mi sahip olmuş yoksa kayınço mu sarkmış geline, hepsi bu filmde. Hararetle tavsiye ederim. Derin strateji bu filmde, Ortadoğu’da liderlik hülyaları bu filmde, heyecan bu filmde, kahraman bu filmde, katakulli bu filmde, ihanet bu filmde, ajantirik mevzular bu filmde, tecavüz bu filmde, Hürrem’in dekolteleri bu filmde…


* * * * *


Bu filmde olmayan tek şey var, “vatan aşktan da üstündür” diyen eski naif Türk filmi tadı.  










   







Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS