Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > “Çözüm” ve “Barış” dedikleri: Kardeşliğin sonu!..

“Çözüm” ve “Barış” dedikleri: Kardeşliğin sonu!..



Otuz yıllık terörün yapamadığını “çözüm” ve “barış” maskesiyle kendini gizleyen bir büyük projeksiyon gerçekleştiriyor ve “çözüm” ve “barış” gibi kavramlar ihânet salyaları akıtan ağızlara pelesenk edilerek, hayatın içinde bir sevk-i tabii âhengiyle yaşayan ve vatanı, ekmeği, suyu, bayrağı, gururu, acıyı, cepheyi paylaşan bir kardeşliğin sofrasına kan doğranıyor... 


Bin yıldır birbirine kökenini sormayan bir kardeşliğin içine ‘etnik bir fitne’ ve ‘etnik düşmanlık’ ekiliyor. Ülkenin bir bölgesinde yuvalanan terör, siyâset mârifetiyle ‘etnik bir mayın’ olarak yurdun dört bir tarafına döşeniyor. Bin yıldır yan yana beşiklere doğan ve bin yıldır yan yana kabirlere defn’olan Türkler ve Kürtler arasındaki kardeşlik AKP iktidarı eliyle hukuken sona erdiriliyor. 


Otuz yıldır kan döken ve bu kandan vampirler gibi beslenen başta İmralı cânisi ve PKK terör örgütüne, iktidar ve medya tarafından kendisiyle savaş yapılmış bir onurlu düşman muamelesi yapılıyor ve kendisine onurlu düşman muâmelesi yapılan bu PKK’lı katillerin, ellerinden şehitlerimizin kanları damlayan ve silahlarında on binlerce insanımızın katlinin balistik izlerini taşıyan PKK’lı kan emicilerin ülke dışına çıkmasına yine iktidar ve onun ‘âkil adamları’ (!) mârifetiyle nezâret edileceği garantisi veriliyor. 


Baştan aşağı alenî veya zımnî tehditlerle dolu ‘İmralı mektubu’nun içinden yine iktidar ve Pravdaları aracılığıyla ‘barış güvercinleri’ çıkarılarak, kullanılmış bir alt bezi kadar kıymet-i harbiyesi olmayan sarı-kırmızı-yeşil paçavraların arasında Diyarbakır meydanında uçuruluyor.
Cinâyetler tecvîz ediliyor ve teröre icâzet veriliyor. Dökülen kanların hesabı yine kanı dökülenlere ciro ediliyor. Ellerindeki kanı temizlemek için iktidar tarafından katillere ibrik ve havlu tutuluyor.   


Bin yıldır iç içe yaşayanlar, yarınlarda karşı karşıya getirilmek üzere ‘eşitlik’ adı altında bugün yan yana getiriliyor.


PKK’nın ve sempatizanlarının bu küstahlık ve şımarıklığının yarın bu ülkeye ne bedeller ödetebileceğinin ince hesaplarını yapanlar, üniversitelerde, sokaklarda nelere sebep olacağını tecrübeleriyle(!) bilenler, bir yandan ceset torbası stoklayadursunlar, ‘bu ülke’ nin çocuklarının içine sokulan ‘etnik fitne’ her geçen gün sulanıyor, boy veriyor, serpiliyor ve yayılıyor.


Başbakanın ve bakanlarının ağzından çıkan her cümle, savcılar için dâvâ konusu iken susan savcıların, AKP içinde hâlâ varlığını sürdüren, torunlarına bir ihânet projesinin kadrosunda ‘milliyetçi piyonlar’ ve ‘milliyetçi dolgu maddeleri’ olarak çekilen fotoğraflarını miras olarak bırakacak olan milliyetçi milletvekillerinin ve bir tek istifaya örnek teşkil etmeyen Türk bürokrasisinin durumu ise,  “Şeytanı lânetle evlâdım” diyen papaza, ölmek üzere olan adamın, “gideceğim yer belli olmadan kimse hakkında konuşmak istemiyorum” demesine benziyor. 


Zihni, ‘Hilâfetin kaldırılması’ ve ‘Şapka Kanunu’nun çıkarıldığı yıllara dair Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığından kurtulamayan ve bu düşmanlığı nesilden nesile aktaran İslâmcı geleneğin nevzuhur Kürtçülerinden İslâmcı bir başörtülü yazarın, hızını alamayıp son olarak Türk bayrağına gözünü dikmesi ise tüy dikmekten başkaca izahı olmayan bir câhillik, bir aymazlık, bir entelektüel snobluk ve bütün bunlar değilse eğer psikolojik harbin kiralık kalemliğinden ibâret bir sicil olarak kazınıyor hâfızalara. 


Peki, keser döner sap döner mi? 


Neden olmasın?!

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS