Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > O artık bir nefret objesi…

O artık bir nefret objesi…


Her zaman ayrı iki dünyanın insanlarıydık.  İki ayrı iklimin insanlarıydık.


Bizim burnumuza buram buram vatan toprağı kokardı, uğruna canımızı, kanımızı, gençliğimizi, sevdâlarımızı, hürriyetimizi fedâ edebileceğimiz vatan toprağı. Bizim ayaklarımız evvelâ sıkı sıkıya merbut bulunduğumuz vatan dediğimiz toprağa basardı, kendimizi ait ve güvende hissettiğimiz, vatan toprağına.


O ve onun gibilerin vatan telâkkîsi, bizim vatan telâkkîmizle hiçbir zaman aynı vatanda buluşmadı. Onların vatanları hiçbir zaman Âkif’in “şühedâ çıkacak toprağı sıksan şühedâ” diyerek kutsadığı vatan olmadı. “Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi” dediği için ‘Çanakkale Şehitleri’ne, yıllarca tenkit oklarıyla okladılar Âkif’i.  Ne ayakları bastı bizim vatan dediğimiz topraklara, ne de zihinleri bizim topraklarımızda idi.


Bizim millet dediğimiz, Fâtih’in, “Mümkün olsaydı milletim için küre-i arzı sırtımda taşırım” dediği ‘Türk’ milletiydi.  Bizim millet dediğimiz, ismini anmamak için ‘bu millet’ sıfatıyla adından bahsedilmesinden rahatsızlık duyulan millet değildi, bizim “milletimiz” dediğimiz ‘Türk’ milletiydi. 


O ve onun gibilerin millet dediği ise ‘Türk’ten gayrı her milletti. Ümmet adı altında ismini anmadıkları tek milletin adıydı ‘bu millet’ zarfının içine sıkıştırdıkları ‘Türk milleti’ .


Bizim tarih dediğimiz Orta Asya’dan başlayan ve Viyana önlerine kadar fevc fevc akın eden, kendilerine vatan kıldıkları her yeri mâmur eden, Balkanlar’dan  Afrika’ya, Kafkasya’dan Arap Yarımadası’na, Ortadoğu’dan Adalar Denizi’ne kadar her coğrafyada adâlet dağıtan, hıristiyanlara “Bizans serpuşunu görmektense Türk sarığını görmeyi tercih ederim” dedirtecek kadar her dine saygı duyan, devletin her kademesini her dine, her ırka, her kültüre mensup insanlara hep açık tutan, insanları ırklarıyla değil, liyâkatleriyle ‘Türk’, Kürt, Ermeni, Musevî, Hıristiyan, Arap, Boşnak, Sırp, Bulgar, Rum demeden devletin her kademesinde tavazzuf eden bir muhteşem ‘Türk’ tarihi’dir.


O  ve onun gibilerin tarih dediği ise ne Orta Asya’dan başlar gururla, ne de Balkan faciasında gözyaşıyla biter. O ve onun gibilerin tarih dediğinin içinde asla ve asla ‘Türk’e yer yoktur.


Bizim ideal dediğimiz, mücadele değimiz kendini milletine ve milletinin istikbâline adamaktır, bizim dâvâ adamlığı dediğimiz bir adanmışlıktır. O ve onun gibilerin ideal dediği, mücâdele dediği ise risk almayan bir pragmatizmdir, fırsatçılıktır, inkârcılıktır, oportünizmdir, gömlek değişimidir, her renge bürünebilme kâbiliyetidir.   


Bizim mülk dediğimiz uğruna büyük bedeller ödeyerek tutunduğumuz vatan toprağıdır.


O ve onun gibilerin mülk dediği ise her türlü pazarlık masasında pey olarak ortaya sürebilecekleri, oyunun herhangi bir ânında “rest” diyerek kaybedebilecekleri, eşkiyâyla bile hükümranlık  haklarını paylaşabilecekleri bir arâzi parçasından ibârettir.


Bizim terör dediğimiz, tırnağımızın içinde girmiş ve bir cımbızla çıkarabileceğimiz bir kıymık parçasıdır.


O ve onun gibilerin terör dediği ise, içinden bir etnik fitne, bir etnik ihânet, bir etnik ayrışma çıkarabilecekleri karanlık odalarda kurulmuş pazarlık masaları demektir, tırnağımızın içine batmış bir kıymık için ellerimizi, kollarımızı kesmektir. 


Bizim barış dediğimiz, aralarında imza, kayıt, anlaşma, müzâkere kabul etmeyen bir ‘kardeşlik’tir.


O ve onun gibilerin barış dediği ise, yapılmamış bir savaşın gayrı ahlâkî müzâkereleridir, yapılmamış bir savaşın teslimiyet fermânıdır, kılıcı kınından çıkarıp onursuzca düşmana teslim etmek, düşmana teslim olmaktır.  


O, önümüzdeki yılların bir ‘nefret objesi’ olarak geçecektir tarihe.


O, önümüzdeki yılların bir ‘gaflet objesi’ olarak geçecektir tarihe.


O, önümüzdeki yılların bir ‘ihânet objesi’ olarak geçecektir tarihe.


Ve O yaptığı duble yollarla değil, ‘İmralı işbirlikçiliği’ ile anılacaktır.


         






   

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS