Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Ramazanda sabreden hükümet, itikafa girdi, iki bayram arası da sabrediyor…

Ramazanda sabreden hükümet, itikafa girdi, iki bayram arası da sabrediyor…


“PKK’lı teröristler halı sahada futbol oynayan polislere uzun namlulu silahlarla  ateş açtılar.. Bir komiser ve onu izlemeye gelen eşi saldırıda hayatını kaybetti.”


Yazması acı, ama neredeyse günlük haberler kabilinden bir haber hâline gelen başlıklardan birisi. Ya da televizyon ekranlarından önce alt yazı ile geçen, sonra da bâzı görüntülerle ekrandan akan bir terör haberi:


“Teröristler yine can aldılar...”


Halı sahada futbol oynayan bir komiser ve onu izlemeye gelen eşi…


Yani o ânda eşi gibi komiser de sivil.  


Bir kurgu yapalım ve olayı değiştirelim.


Munzur kıyısında bir halı sahada futbol oynayan “bölge halkı”ından gençlere ve onları izlemeye gelen kızlı erkekli seyircilere ateş açıldı, olayda bir genç ve seyirciler arasından bir genç kız öldü, sekiz seyirci de yaralı. Katiller hızla olay yerinden uzaklaştı. Olay yerinden uzaklaşan aracın plakasının (x) emniyet birimine veya (y) askerî birliğe ait olduğu saptandı.


Neler olurdu bu ülkede?


Aynı televizyon kanalları bu haberi nasıl verirlerdi?


Aynı ekranlar yorumcularla dolar taşardı. Orada futbol oynayanların aileleri ekranlara gelir, arkadaşları konuşturulur, 17-18 yaşında sabi çocuklar(!)ın futbol, spor aşkından bahsedilir, “onlar yalnızca futbol oynamak istemişlerdi” dramaları yapılırdı.


Ethen Mahçupyan da bir drama yazardı muhakkak.


Cengiz Çandar bu hâdisenin Ortadoğu’daki dengeleri nasıl değiştireceğini anlatırdı.


Hükümet sözcüsü mahçup açıklamalar yapar, kâtillerin en kısa sürede yakalanacağını söylerdi.


Peki, halı sahada futbol oynayan bir komiser ve onu izlemeye gelen eşinin ölümü üzerine neden aynı şeyler olmuyor?


Komiserin eşi olmak sivil olmaktan çıkarıyor mu o insanı?


Ya da ölen o kadının komiser eşi olması, vicdanları köreltmeye, vicdanları susturmaya gerekçe mi?


Emniyet plakalı bir araç için kıyâmeti kopartanlar, ortalığı birbirine katanlar, insan hakları destanları yazanlar, kalemlerine, ekranlarına, dillerine neden kilit vuruyorlar?


Ve mübârek ramazan ayında sabrı taşına dönen hükümet!


Ramazan geçti, bayram da geçti.. siz hâlâ itikafta mısınız?


Olan biteni görmüyor musunuz? Patlayan mayınlardan, parçalanan vatan evlâtlarından haberiniz yok mu?


Şimdi hangi gerekçe ile sabrediyorsunuz? Acısına katlandığınız parçalanan evlatlâr, tezkeresini heyecanla beklediğiniz kendi evlâdınız olsaydı da aynı metânetle sabreder miydiniz?


Şimdi de “iki bayram arası” diye mi sabrediyorsunuz?


Havalandırdığınız birkaç uçak tesellî ikramiyesi mi şehid ailelerine?


Kaçan teröristleri yakalamak için operasyon düzenlemekten daha usanmadınız mı, utanmadınız mı hâlâ?


O Kandil denen dağı neden yerle bir etmiyorsunuz?


Uçağınız mı yok, benzininiz mi yok, merminiz mi yok, askeriniz mi yok, cesâretiniz mi yok?


Özel kuvvetleriniz, özel timleriniz, komandolarınız hangi gün için var?


Kahpe bir mayının parçalarıyla paramparça olarak şehid olan vatan evlâdı, Kandil Dağı denen şeytan yuvasını yerle bir etmek için bin kere şehid olur, yüz bin kere şehid olur, milyon kez şehid olur. Ne duruyorsunuz, o şeytan yuvasını neden yerle bir etmiyorsunuz?    


Terörün bedeli “şu kadar milyar dolar” diye açıklama yapan hükümetin Sayın Bakanı, hesabınız kuvvetli anlaşılan; “Binlerce vatan evlâdı kaç dolar eder” bunun hesâbını da yapabilir misiniz?


  

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS