Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Bel altından vurmak buna denir…

Öğrenci evleri tartışması ve


Bel altından vurmak buna denir…


Netâmeli bir konu hakkında yazdığımı biliyorum, bunu bilerek yazıyorum.



Meselenin üniversite öğrencisi kız ve erkeklerin aynı evde kalmasının ahlâkî sakıncalarından duyulan 


ahlâkî bir acının muharrik kıldığı bir vicdan olduğuna inansaydım, buna inanabilmek için zerre-i miskâl bir emârenin bırakınız kendisini, izini bile görseydim hiç tereddütsüz Başbakanın takdirkârı olur ve dahi takdirlerimi de yazardım. Fakat böyle bir ahlâkî acıya inanmıyorum, dine dâir her ne var ise politik istismar silindirleriyle üzerinden geçen bir siyâsî geleneğin böyle bir ahlâkî endişesine ve acısına inanmıyorum.



Aslında güncel tartışma ne kadar yüzeysel ise tartışmaya konu olan mesele bu denli yüzeysel bir mesele değil. Bir siyâsî iktidârın seçim öncesi gündem belirlemesi ya da gücün ve kudretin mahkûmuna dönüşmüş bir otoritenin kendisini tatmin aracı da değil.



Mesele dine dâir bir algı problemi, uzun yıllar beslenilen ve kâhir ekseriyeti şifâi kaynaklar problemi…



İşte bu sebeple Başbakanın ‘kızlı-erkekli’ öğrenci evleri üzerinden başlatıp bizzat yönlendirdiği  ‘meşrû hayat- gayrı meşrû hayat’ ve ‘ahlâksızlık’ tartışmasının, üzerinde tefekkür edilmiş bir ahlâkî acının neticesi olduğuna inanamıyorum.



Bir süre evvel “Kocama ikinci eş olarak arkadaşımı önerdim …” diye manşetlerde kendisine yer bulan ‘yaşam koçu’  Sibel Üresin’in iş hayatını yönettiği ofisinin ‘Başakşehir’de olması ne kadar ‘mânidar’sa, Fatih, Ümraniye, Bahçelievler, Eyüp gibi AKP’nin oy deposu birçok belediye ve kurumlar için aile içi iletişim seminerleri vermesi de aynı şekilde ‘mânidar’dı.



Sibel Üresin isimli ‘yaşam koçu’nun, “Erkek, bir başkasıyla imam nikâhı yapacağı zaman karısından izin almak zorunda değil. 4’üncü kadına kadar imam nikâhıyla evlenebilir. Ancak 2., 3. ve 4. eşler suiistimal ediliyor. ‘Boş ol’ dendiği zaman kadın ortada kalıyor. Bu nedenle çokeşlilik yasalaşmalı. Yasanın çıkması demek, erkeğin malvarlığına ortak gelmesi demek. Çokeşlilik dinimizde var. Herkes yapamaz ama yapana ‘Niye yaptın?’ diyemezsiniz, şirke girer. Kuran’da var” sözleriyle televizyon ekranlarına düşen İslâmî birikimi(!) karşısında AKP iktidârı ve başındaki Başbakan’ın ve tabii Diyânet İşleri’nin karanlık bir sessizliğe gömülmesi de ayrı bir trajediydi, mütedeyyin iktidar(!) ve Diyânet İşleri adına.


Başbakan ve AKP hükümeti, yıllardır üzerinde biriken ‘imam nikahlı ikinci ve hatta üçüncü eşli bakanlar ve milletvekilleri’ imâsından ve suçlamasından kendisini kurtarmadan, öğrenci evlerindeki ‘kızlı-erkekli’ ikâmetin içinden toplumsal bir ahlâkî çürümüşlük çıkarmak ve bunun üzerine yasal düzenlemeler düşünmek lüksünden mahrumdur.


Tam da bu sebeple Başbakan ve hükümeti meselenin ahlâkî müdâfiliğinde inandırıcı olamaz.


Muhtemel bir ‘yasal düzenleme’den bahseden Başbakan, ‘kızlı erkekli’ ikâmet edildiği söylenen ve ahlâka aykırı bulunan bu öğrenci evlerinin, bir şikâyet hâlinde kapısını çalan görevlilere içeriden gelecek olan ‘biz imam nikahlıyız, bize karışamazsınız’ sözleri karşısında ne cevap verileceğini de düşünmüş olmalıdır. Çünkü bahse konu imam nikahının üniversite gençliği içerisinde nasıl ve ne kadar çok mağduriyete sebebiyet verdiğini iyi bilmesi lâzım gelir bir İslâmî ve siyâsî geleneğin içinden süzülüp gelmiştir mevcut  kadroları.


Kaldı ki asıl ahlâkî mesele bahse konu öğrenci evleri midir yoksa bahse konu ve nerede olursa olsun gayrı meşrû münâsebet midir?


Eğer asıl ahlâkî mesele, nerede icrâ edildiğinden bağımsız olarak gayrı meşrû münâsebet ise yine mevcut hükümet Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde zinâyı suç olmaktan çıkaran yasanın da hesabını vermelidir. Zinânın suç olmaktan çıkarıldığı bir zeminde meselenin ahlâki olup olmadığını konuşmak da malûm muhatapları için abes olsa gerekir.


Konu aslında gerek ahlâkî boyutuyla gerekse İçişleri Bakanı’nın “bu evler terör yuvası hâline getiriliyor” açıklamasıyla tamâmen kapalı oturumlarda görüşülecek ve gerekli tedbirleri alınacak bir konuyken, öğrenci evlerinin ‘fuhuş yuvası’ imâsıyla topluma ihbar edilmesi de ayrı bir sorumsuzluk ve gârâbet örneği olarak siyâsî hayatımızdaki yerini almıştır.


* * * * *


Ülkemizde en fazla okunan İlmihâl kitabının toplam 460 sâhifesinden 400 sahifesinin namaz, oruç, zekât  hacc ve kurbana  ayrılmış olması, aynı ilmihâl kitabında ahlâk bahsinin ise yalnızca 30 sâhife yer alabilmesi meselenin dinî ve ahlâkî tarafını izah etmeğe yetiyor da artıyor.


“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” diyen bir Peygamberin ümmetinin öncelikler sıralamasının ciddi bir biçimde gözden geçirilmesi gerektiği aşikârdır.


Öncelikli olarak, Diyânet İşleri Başkanlığı işe, ‘resmî nikahın eşlik etmediği imam nikahlarının dinen de anlamsız ve geçersiz olacağı’ açıklamasıyla başlarsa Başbakana ve hükümetine de yardımcı olacaktır.


İlk düğmeyi doğru iliklemek evvel emirde Diyânete ve dindarlara düşen bir vazife değil midir zaten?   




  






  

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS