Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Nereden ve neden şehit gelecek?

Nereden ve neden şehit gelecek?



AKP Hükümetinin ‘açılım’ adı altında yürüttüğü  ve BDP-PKK-KCK tarafının ise “yetmez ama evet” diyerek her geçen gün çıtayı yükseltip, vites büyüttüğü sözde ‘barış süreci’, içinde her türlü ihâneti ve küstahlığı alenîleştirir ve meşrûlaştırır bir hâl alıyor.


‘İmralı ile müzâkereler başlamalı’ ve üçüncü bir tarafın ‘müzâkerelere nezâret etmesi’, “yerli ve yabancı basın mensuplarının ve sivil toplum kuruluşları yöneticilerinin de İmralı’yla görüşme yapabilmesi gerekiyor” şeklinde yükselen talepler, Diyarbakır’da ‘tarihÎ bir gün’ diye lanse edilen maskaralık, bizzat Başbakanın ağzından Kürdistan sözcüğünün telâffuz edilmesi, teröristlerin gömüldüğü çukurlarına ‘şehitlik’ adı altında açılışlar düzenlenmesi, terör meselesine etnik bir bağımsızlık kılıfı giydirilmeye çalışılmasından öte bir şey değildir.


 “Dersim’de katliam yapıldı” diyerek seçim meydanlarında Başbakan olarak ‘özür dilemesi’ nasıl bir sığlık ise, “Osmanlıda da Kürdistan deniyordu, Lazistan deniyordu…” şeklindeki savunma argümanı, Başbakanın tarihî okumalarının her zamanki sığlığına yeni ve kötü bir örnektir.


Dünyanın zembereğinin Topkapı’da kurulduğu bir Osmanlı ile başına çuval geçirilen askerinin, düşürülen uçağının, basılan gemisinde öldürülen dokuz vatandaşının hesabını soramayan Türkiye’nin , mukâyese edilmesi, en iyimser tespitle cehâlet ile yorumlanabilir.


Akdeniz’i bir Türk gölüne çeviren Osmanlı ile burnunun dibinde düşürülerek Akdeniz’in dibine gömülen askerî uçağının, Fransa’da bir piyesin oynanmasını yasaklayan Osmanlı ile kendi sınırları dâhilindeki terör örgütünün tehditlerine kulak asıp pazarlık masalarına oturan, beş yüz bin kişilik ordusuna rağmen elindeki silahları bırakması için terör örgütünün elebaşısının ayağına gidip defalarca pazarlık yapan bürokrasinin Başbakanı olarak kendisini kıyaslaması yine en iyimser bir yorumla câhilce ateşle oynamaktır.  


On yıldır kendisinden sâdır olanlara bakıldığında, mütebahhiresi ve birikimini borçlu olduğu bir kaç kitabın, millî görüş teşkilâtı raflarındaki üç beş hamâset kitabı olduğu defaatle aşikâr olan Başbakanın, Diyarbakır’da ‘Güney Kürdistan’ sözcüğünü telâffuz edip, kendisini Osmanlıya yaslarken de en basitinden bir tarih ve coğrafya bilgisinden mahrum olduğu mal’um u ilan oluyor.


Osmanlı bir cihan devletiydi, üç kıtada hükümranlığı vardı, elçiler Osmanlı vezir-i âzamıyla görüşebilmek için haftalarca İstanbul’da beklerlerdi, oysa Başbakan bir eli kanlı bebek katiline barış elçisi, bir ozan kırıntısına onur konuğu muamelesi yapıyor. Odasında bölünmüş Türkiye haritası asılı duran ve bundan birkaç yıl evvel pasaportumuzu lûtuf kabul eden bir peşmergeyi devlet adamı gibi karşılıyor.


Binlerce askerimizin, güvenlik görevlimizin, öğretmenimizin  ve binlerce vatandaşımızın katlinden sorumlu bir terör örgütü liderinin posterleri serbestçe asılan bir ülkenin Başbakanı, kendisini Osmanlı ile kıyaslıyor.


Terör örgütü lideri Öcalan’ın doğduğu evin müze yapılacağından bahsedilen ülkenin Başbakanı kendisini Osmanlı ile kıyaslıyor.


Terör örgütü lideri Öcalan’ın doğduğu evde BDP milletvekili Nursel Aydoğan’ın katılımıyla PKK’nın kuruluş yıldönümü kutlanırken ‘Amed Eyâlet Komutanlığı’ adına ellerinde PKK bayraklarıyla sahneye çıkan teröristler, PKK adına bildiri okurken, Osmanlıyı mehter takımından ibâret zanneden bir Başbakan kendisini Osmanlı ile mukayese ediyor.


Ve aylardır “şehit gelmiyor…” diyerek bütün bunları tecviz ediyor Başbakan…


Ülkenizin bir bölümünü terör örgütünün hâkimiyetine bıraktıysanız, yok kontrollerini terör örgütüne terk ettiyseniz, dün dağlarda askerinizle-polisinizle çatışırken öldürülen PKK’lılar dağlardaki cesetlerini şehirlere taşıyıp, şehitlik adı altında mezarlıklara devletin gözü önünde törenlerle defnedebiliyorsa, dağlardaki teröristlere hep bir ağızdan methiyeler düzülebiliyorsa, istedikleri ân eylem yapabiliyorlarsa, istedikleri ân devleti tehdit edebiliyorlarsa, vergi toplayıp, mahkemeler kurabiliyorlarsa, BDP’li belediyeler belediyenin araçlarıyla dağdaki PKK’lılara kumanya taşıyorsa, korucularınız tek tek öldürülüyorsa, KCK kendi kaymakamlarını atamışsa, bölgedeki bürokrasiniz etkisiz hâle gelmişse eğer, güvenlik politikalarınızı terk ettiyseniz ve örgütün bebek katili liderine “Sayın” diye hitâb ediyorsanız nereden ve neden şehit gelecek?!


Dağda yuvalanmış üç-beş bin katile beyaz bayrağı çekmişsiniz, kendinizi savunmuyorsunuz, nereden ve neden şehit gelecek?


Bitmek üzere olan bir PKK’yı Oslo görüşmeleriyle siyâsî olarak palazlandırmış ve teörü siyâsî mecrâda meşrûlaştırmışsınız, nereden ve neden şehit gelecek?


Terörü önlemek, bitirmek ve canına okumak yerine neredeyse protokole dahil etmişsiniz, nereden ve neden şehit gelecek?



 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS