Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Babasını da bilirdik…

Babasını da bilirdik…



Yıllar evvel futbol müsabakalarının canlı yayınlarında saha içi röportajlar yapılırdı… Teknik direktörler röportaj verirken arkasından kadraja girmek için sıçrayan, sağa sola geçerek ekranda görünmek isteyen seyirciler olurdu.. Tek istekleri bir ân olsun ekranlarda görünmekti o zavallıların, bütün o şebeklikleri, bütün o çabaları ekranda birkaç saniye de olsa görünmek.


AKP’nin ‘açılım süreci’ de aradan ekrana ve gündeme düşmek isteyenlerin benzer çabalarına sahne oluyor. Konjonktürün verdiği cesâretle Başbakanın elindeki kamerada bir saniye de olsa görünmek için fırsat kolluyor insanlar. Kimileri Öcalan’ın uçakta “Benim annem de Türk’tü” cümlesindeki her türlü pazarlığa davetiye çıkaran yanaşmasına benzer aidiyetler açıklıyorlar, kimileri de babalarına ait hâtıraları paylaşıyorlar.


Bunlardan birisi de Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal.


Siyâsî varlığı kendinden menkûl, siyâsî çabaları bir kümes hayvanının uçma taklidinden daha trajik Ahmet Özal.


28 Şubat’ın önemli aktörlerinden General Teoman Koman’ın vefatının ardından o da merhum babasından paylaştığı bir hâtıra ile aklı sıra ‘açılım süreci’ne katkıda bulunmak ve AKP’nin kadrajında bir ân olsun görünmek istemiş olmalı:


"Bir akşam, teoman Koman Başbakanlık Konutu'na babamla görüşmeye geldi. Ben de babamın yanında oturuyordum. Koman içeri girerken bir topuk selamıyla babamı selamladı. "Sayın Başbakanım, Türk Hava Kuvvetleri, sabah saat 5'te şu dağları bombalayacak" dedi. Babam da, gözlüklerinin arkasından bakarak Koman'a, "Hangi dağları bombalayacak?" diye tekrar sordu. Koman da dağların isimlerini sıraladı. Bunun üzerine babam, "Paşa, bu dağlar Kuzey Irak'ta değil, kendi topraklarımız içinde" karşılığını verdi. Teoman Koman da "Evet efendim, sınırlarımız içinde" dedi. Babam da bunun üzerine Koman'a "Paşa paşa benim Başbakanı olduğum Türkiye Cumhuriyeti'nde Türk Hava Kuvvetleri'ne o dağları bombalatmam" diyerek izni vermedi."


Yurdunun dağlarında güvenliği sağlayamayan merhum Babası, yurdunun dağlarını bombalatmazmış!..


Çok etkileyici doğrusu!..


Bahsedilen dağlarda yuvalanan ve sürü hâlinde dolaşan katiller kaç Mehmetçiğin canına kıydı, kaç Mehmetçiğin yoluna mayın döşedi, kaç polisi, kaç korucuyu şehit etti, kaç vatandaşımızı katletti?


Bu soruları sormanın zamanı değil tabii şimdi. Şimdi ihânete öyle veya böyle ortak olmanın zamanı…


Biz Ahmet Özal’ın babasını da bilirdik.


Birkaç askeri kısa şortla denetleyip demokratik kemâle eren ve gittiği cuma namazlarıyla da demokratik sağcılığın lâzım gelen vecîbelerini tamamlayan Özal’dan geriye kalan en büyük tahribat devlete ve insanımıza  bıraktığı kalıcı liberal ahlâksızlıktı.


“Benim memurum işini bilir“ dedi; rüşvetin fetvâsını verdi Başbakan olarak…


İrtikap, zimmet, rüşvet, hayalî ihrâcat, avanta, komisyon gibi hukuk ve ahlâk bahsinin kavram ve kelimeleri bürokrasinin kapalı kapılarını açan anahtarlar hâline geldi…


Özal’ın çocukları da memurlarından geri durmadı, akçeli işlerden tutunuz da hususî hayatlarına kadar karışmadıkları skandal kalmadı…


“Üç-beş çapulcu”  dedi, binlerce vatan evlâdı şehit düştü… ‘Üç beş çapulcu’nun şımarttığı bir etnik Kürt siyâsetinin nifak tohumları onun iktidarında atıldı, serpildi, beslendi, büyütüldü, semirtildi…


‘Transformasyon’ Özal döneminin sihirli kavramlarından biriydi. Asıl milliyetçilik, vatanın bağımsızlığına,  vatan toprağına sadâkat değil, duble yollara sadâkatti, köprülere, lüks ithalat mallarına, gökdelenlere sadâkatti asıl milliyetçilik.


Darbenin siyasal çocuğuydu, ‘merkez sağ’ dediği siyâsî parselasyonun içine her türlü manevîyât istismârını, her türlü köşe dönmeciliği, her türlü küresel taşeronluğu sığdırdı.


Kuzey Irak’a sıkışmış Barzani’ye Türkiye Cumhuriyeti’nin kırmızı pasaportunu verdi…  Öcalan’a aracılar yolladı, görüşmenin yollarını aradı…


O dönemin terörle mücadelesine dair güvenlik güçlerinin en çok anlattığı şuydu:


“Biz yüzlerce teröristten oluşan PKK’lı grubu sıkıştırıyoruz, Ankara’dan emir geliyor, operasyon yapmayın, bir koridor açın, gitsinler…”.


Özal’ın ANAP’ı ile ‘açılım süreci’nin mimarı Tayyip Erdoğan’ın AKP’si kendilerinin de dediği gibi, ‘birbirlerinin devamı’


Dün, Özal yurdunun dağlarında güvenliği sağlayamıyordu, bugün AKP hükümetinin sözcüsü Hüseyin Çelik şecaat arz ederken sirkatin söylüyor: “2009 seçimlerinde Van’da seçimi BDP değil PKK  kazandı” diyor Fatih Altaylı’ya…


Fatih Altaylı, “Siz o hükümetin çaycısı mıydınız, neden engel olamadınız, PKK’nın tehditlerine neden boyun eğdiniz?” diye soramıyor tabii ki...


Altaylı’nın sorduğu tek soru var: “Ne zaman adam oluruz?”


Bu soruya belki de hiç cevap bulamayacak Altaylı…  











Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS