Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Daha evvel sidret’ül müntehâda mı oturuyorlardı?

Daha evvel sidret’ül müntehâda mı oturuyorlardı?



17 Aralık sabahında başlayan ‘yolsuzluk ve rüşvet soruşturması’nın gündeme düşmesiyle birlikte devletin içinde amansız bir güç savaşı başladı.


Bir cumhuriyet savcısının başlattığı ve içinde Halk Bankası Genel Müdürünün,  AKP’nin 4 bakanının ve bakan çocuklarının adının karıştığı, bakan çocuklarının evlerinde çıkan milyonlarca Dolar ve Avro, para kasaları, para sayma makinelerinin,  Banka Genel Müdürünün evinde ayakkabı kutuları içinde saklanan 4.5 milyon dolar ve telefon dinlemelerine takılanların “yeşiller geldi” gibi ve benzeri konuşmalarının kapladığı bu yolsuzluk soruşturmasına kilitlendi Türkiye.


Yıllardır kınında paslanan kılıçlar karşılıklı çekildi ve taraflar acımasızca birbirine hamle üzerine hamle yapmaya başladı.


Ve iktidar sahnesi savaş alanına dönüştü…


Başbakan Erdoğan, gerginliklerden beslenen kişiliği ve karakteristiği ile süreci gittikçe büyüttüğü vites ile tırmandırmaya devam ediyor.


Soruşturmanın daha ilk gününde yargıyı rahatlamak yerine, karşısındaki cepheyi çoğaltarak savaşmayı tercih ediyor. Gezi olaylarında olduğu gibi bu ‘yolsuzluk ve rüşvet’ soruşturmasını da zamanlama açısından ‘mânidar’ buluyor,  ‘küresel operasyon’ olarak yorumluyor, ‘dış mihraklar’ı hedef gösteriyor ve Ergenekon, Balyoz gibi dâvâlarda olup bitenleri göz ardı ederek inanılmaz bir şekilde ‘mâsûmiyet karînesi’nden bahsediyor.


Nihâyet bütün bunları da yolsuzluklardan hiç ama hiç bahsetmeden  ‘Fetullah Gülen ve cemaat’e fatura ediyor. 


“İnlerine gireceğiz” diyor, “devletin içine sızmış çete” diyor, “devletin içindeki paralel yapı” diyor, “yargıda olduğu gibi polisin içinde de yuvalanmışlar” diyor.


Soruşturmayı açan savcı için, “ajan” diyor, “sen nereye çalışıyorsun söyle, söylemezsen ben söylerim”diyor.


657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndan şikâyet ediyor, “devlete kapağı attılar mı bir daha kapının önünde koyamıyorsunuz ama bunu da düzenlememiz gerekiyor” diyerek savcıyı millete ihbar ediyor, HSYK’yı azarlıyor, “Danıştay’ı da halledeceğiz, halledince görürüsünüz nasıl halledeceğimizi” diyor. 


Başbakan ve akasındaki koro, aynı nakaratlarla konuşuyorlar, devletin içine çöreklenmiş bir “paralel yapı, terör örgütü, çete” olarak cemaati hedef tahtasına koyuyorlar.


11 yıldır devam eden AKP iktidarı, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, bakanları, bürokrasisi, medyası, yazarları, sosyal medyadaki muvazzaflarıyla hedef tahtasına koydukları cemaatin “paralel yapı, terör örgütü, çete” olduğunu sanki yolsuzluk soruşturmasıyla keşfetmiş gibiler.


Ellerindeki MİT, İç İşleri Bakanlığı, askerî ve emniyet istihbâratı 11yıldır kendilerine bu konuda bir kez bile bilgi, belge vermemiş, istihbarat raporu sunmamış gibiler. 


31 Mayıs 2010 tarihinde Mavi Marmara gemisi İsrail tarafından basılıp gemideki 9 vatandaşımız katledildiğinde Fetullah Gülen, “İsrail’in onayı olmadan hareket etmek otoriteye başkaldırmaktır” dediğinde, Bülent Arınç,”Hocaefendi her zaman olduğu gibi doğruyu söylüyor” derken devletin içinde ‘paralel devlet’ yok muydu?    


1 Ağustos 2010 referandumu öncesinde Fetullah Gülen, “İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak referandumda 'Evet' oyu kullandırmak lazım" dedikten birkaç gün sonra Başbakan canlı yayında, “Okyanus ötesinden bu sürece destek veren tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum” derken devletin içinde ‘paralel devlet’ yok muydu?


10. Türkçe Olimpiyatları kapanış konuşmasında, Gurbet aynı zamanda garipliktir. Onun için de biz garipliğe tahammül edemeyiz. Diyoruz ki, bu sıla hasreti artık bitmelidir”  derken ve hitap ettiği cemaat topluluğu bu sözleri ayakta alkışlarken devletin içinde ‘paralel devlet’ yok muydu?


Türkiye’de sınav şâibeleri ayyuka çıktığında ve AKP iktidarı bütün bunları görmezden geldiğinde devletin içinde ‘paralel devlet’ yok muydu?


“Ne istediler de vermedim” derken Başbakan, her istediklerini verdiği zamanlarda devletin içinde ‘paralel devlet’ yok muydu? 


O zamanlar cemaat bugün girmek istediğiniz ‘inlerinde’ değil de ‘sidretü’l müntehâ’da mı ikâmet etmekteydi?


Hiçbir madalyon tek yüzlü değildir.


Bugün Başbakan ve AKP iktidârına hamle üzerine hamle yapan cemaate de sormak isterim.


AKP iktidârının 11 yılı boyunca Fırat’ın kenarındaki koyun güvenlik içinde mi otluyordu, Başbakan ve Bakanları ve bütün bürokrasisi hususî işlerini görürken kendi şahsî mumlarını mı yakıyordu, tüğü bitmemiş yetimin hakkının yenmesinden uykuları mı kaçıyordu, dedelerinin kurmalı saatlerini mi kullanıyorlardı, Başbakanın çocukları Amerika’da iş adamlarının burslarıyla değil, Türkiye’de devlet okullarında mı okuyordu, kâşânelerde değil, nohut oda bakla salon evlerde mi oturuyorlardı?



































 


 


Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS