Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > “Encâmı fenâdır bu gidişin…”

“Encâmı fenâdır bu gidişin…”



Başbakan her nerede olursa olsun aynı konuşmayı yapıyor ve sosyal medyada yayınlanan kasetlerden bahsederken öfkeyle bağırıyor:


“Alçakça dinlemişler…”


Başbakanın âsâbı bozuk, def gibi gergin, öfkeli, kinli…


"Selâmu aleyküm, aleyküm selam. İnsanların günlük konuşmalarını hukuksuzca dinlemişler” diyor.


“Sizde vicdan yok mu?” diye soruyor…  


İki lâfının başında, yayınlanan ses kayıtlarının hukuksuzluğundan bahsediyor…


“Kaset biriktirmişler, siyâsî partileri dizayn etmişler, genel başkanları değiştirmişler” diye feverân ediyor…


Aynı Başbakan, Deniz Baykal’ın malûm kaseti yayınlandığında, 4 Mayıs 2011’de yaptığı konuşmada, “Eline, diline, beline sahip ol, hanım kardeşlerimden özür diliyorum ama bundan önceki beline sahip olmadı, gitti, bu özel değil genel ahlâktır” diyordu…


Aynı Başbakan, Ergenekon sanıklarının ses kayıtları veya bilgisayarlarından çıkan ‘şâibeli’ kayıtlarla ilgili bir kez bile hukuksuz dinlemeden yakınmıyordu...


Aynı Başbakan Ergenekon sanıklarıyla ilgili tek bir kez bile herhangi bir adlî tıp raporuna atıf yaparak bir hukuksuzluğu dillendirmiyordu…


Oysa aynı Başbakan Gezi Parkı protestolarının toplumsal bir muhalefete dönüştüğü günlerde ortaya attığı, “Kabataş’ta başörtülü bacımıza saldırdılar” iddiasının yayınlanan kamera kayıtlarıyla  yalanlandığından beri adlî tıp raporunun tek başına yeterli olduğunu anlatıyor ve “O raporu nerenize koyacaksınız?” diye soruyor…


Alçakça dinlemişler, hukuksuzca dinlemişler…


Peki, alçakça ve hukuksuzca dinlenerek yayınlanan konuşmaların içeriğini hiç konuşamayacak mıyız?


Alçakça ve hukuksuzca dinlenerek yayınlanan konuşmaların içeriğinden yayılan yolsuzlukları hiç konuşamayacak mıyız?


Kabataş’taki kadının vücûdunun neresinde olduğuna bile bir türlü karar verilemeyen 1.5 cm’lik morluklarla ilgili alınan bir adlî tıp raporu tek başına hüküm vermeye yetiyor da, savcıların ‘hukuka uygun’ olarak yaptığı dinlemelerden ülkeye yayılan soygunun, yolsuzluğun, talanın en ufak bir gerçeklik payı yok mudur?


“Bu milletin…” diye başlayarak millete küfreden iş adamı ‘saygın ve hayırsever’ oluyor da Başbakanın gözünde, evinin balkonundan ‘ayakkabı kutusu’ gösterdiği için gözaltına alınan bir vatandaş neden saygın olmuyor?


Başbakanın oğlunun vakfına büyük servetler yatıran ‘hayırsever iş adamları’nın son on yılda başka hangi vakfa veya vakıflara hangi miktarda ‘hayır’ ve ‘bağış’ yaptığı ya da yapmadığı neden sorgulanamıyor? Eğer başka bir vakfa veya başka vakıflara yardım ve bağış yapmadıysa bu işadamları, Başbakanın oğluna ait vakfın hangi özelliğinin devâsa bağışlar için cezp edici olduğu neden sorulamıyor?


Urla’daki villaların kendisine veya ailesine ait olmadığını söylüyor Başbakan, kızının bahse konu villaların tuvaletine kadar düzlenme isteklerinin yer aldığı ses kayıtlarının neden hiçbir hukukî yaptırımı olamıyor?


Kurduğu vakıfta hayır işleriyle meşgul olduğu söylenen Başbakanın oğlunun, işadamlarıyla yaptığı telefon görüşmelerindeki iş takiplerini neden hiçbir savcı sorgulayamıyor?


Neden?


İnterneti yasaklayarak, MİT kanununu değiştirip MİT’e operasyon yetkisi vererek, HSYK’yı yeniden dizayn ederek, binlerce polisi ve 17 Aralık savcılarını görevlerinden alarak, ‘Alo Fatih’ hattıyla medyaya ayar vererek, alt yazılara bile müdahale ederek nasıl bir demokrasi inşâ ediyor Başbakan, Model ülkesi İran ya da Çin midir?


Sandıktan diktatör çıkar mı?


Seçilmiş bir diktatör olur mu?


Demokrasinin içinden dikta rejimi çıkar mı?


Pek mümkün değilmiş gibi geliyor kulağa…


Fakat gerçek bu değil…


Türkiye tam bir diktatörlüğe doğru yol alıyor…


Bu diktatörlüğün mihenk ve ahlâk noktası Kabataş’tır…


Kabataş’ta başörtülü bir kadına ve altı aylık bebeğine yapıldığı bizzat Başbakan tarafından söylenen saldırının aslının olmadığı yayınlanan görüntülerle alenen ortaya çıkmıştır…


O görüntülerle ortaya çıkan yalnızca Kabataş saldırısının gerçek olmadığı değil, “Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımızın hepsi sünniydi” diyebilen bu ülkenin Başbakanının, başörtüsü üzerinden sağlayabileceğini düşündüğü bir mağdûriyet siyâseti ve politik sebeplerle ülkeyi nereye sürükleyebileceği potansiyelinin açığa çıkmasıdır ve asıl büyük tehlike bu potansiyeldir…


İşte 30 Mart’ta sandıkta oylanacak olan, bu tehlikenin ber-tarâf edilip edilemeyeceğidir…


Senelerdir ısrarla yazıyorum, bir kez daha tekrarlayayım; tek parti CHP dönemini mumla aratacak bir iktidar yönetiyor ülkeyi ve demokrasi her geçen gün rafa kalkıyor…


Şâirin dediği gibi:


“Encâmı fenâdır bu gidişin…”











Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS