Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > Diyânet İşleri Başkanı’nın günah işleme özgürlüğü: “Susmak…”

Diyânet İşleri Başkanı’nın günah işleme özgürlüğü: “Susmak…”



Kelâm, kelâmı Hakk’în adâletine teslim edip hak bildiğinizi tekellüm ettiğinizde ancak haysiyete bürünebilir. Kelâm, üstelik cüppenin ve sarığın içinden bir siyâsî irâdeye râm oldu mu, bir siyâsî irâdenin uğruna sükûta gömülüp zihinden kütüphâne raflarındaki sâhifelere geri döndü mü, kelâmın haysiyeti de, ilmin vakarı da, sahifelerin üzerinde anlamını yitirmiş ve artık harf olmaktan, kelime olmaktan, cümle olmaktan çıkmış şekillere bürünür…


Kelâm adâletin, vicdânın, merhametin, yetim hakkının kelâmı olmaktan çıkıp, otoritenin kelâmı olduğu ândan itibâren, yâhut adâletin, vicdânın, merhametin, yetim hakkının kelâmı olmaktan çıkıp, siyâsî otorite nâmına mânidar bir sükûta dönüştüğü ândan itibaren lâfa, lâkırdıya ve gürültüye tenzil olur veya meçhûl ve meşkûk bir sükûta…


Müslüman bir ülke olan Türkiye’de ümîd edilirdi ki, kelâm haysiyete bürünmüş olarak Hadis âlimi Diyânet İşleri Başkanı’nın dilinden sâdır olsun… Ümîd edilirdi ki, gördüğü her haksızlığa, gördüğü her adâletsizliğe ikazın dili olsun… Ümîd edilirdi ki, gördüğü bütün eğrilikleri düzelten bir doğruluğun lisânı olsun…


Ümîd edilirdi ki, siyâsî otoritenin değil, adâletin kelâmı olsun…


Hey hât! Olmadı…


Kendisine bağlanan büyük ümitlerle geldiği makâmı ve vazifesini siyâsî otoritenin hizmetine sundu…


Zor zamanlarda konuşmadı…


Zaman zaman konuştukları da Başbakanın, yani iktidarın ‘paralel hattı’ gibiydi, Başbakanın söylediklerinin ekosu, aksi sâdâsı gibiydi söyledikleri…


Başbakan, milliyetçileri “Şeytanın kibriyle suçladığında” sustu… Başbakan on binlerce insanın canına kıyanlarla “helâlleşme”den söz ederken, ‘helâlleşme yetkisi’nin yalnızca mağdurlar ve vârislerinde olduğunu söylemek yerine yine sustu…


Alternatif câmi, alternatif imam, alternatif cuma namazı ve alternatif hutbeler konusunda sustu…


Fakat, Kutlu Doğum Haftası sebebiyle Diyarbakır’da mânidar bir konuşma yaptı. O coğrafyada “Kırılan onurlar”dan ve kırılan onurların tâmirinden bahsetti. Hırkayı yere, kırılan onurları da o hırkanın içine koymaktan ve hırkayı dört bir tarafından tutup kaldırmaktan söz etti. Kıyılan canlardan hiç söz etmedi… Ve o hırkanın bir ucunu şehit annesine, şehit babasına nasıl tutturabileceğinden hiç bahsetmedi… Kendisine ‘açılım süreci’ne ‘katkıları’ndan dolayı teşekkür eden ve üzerinde ‘Amed’ yazılı tabağı Diyarbakır Belediye Başkanının elinden alıp makâmına geri döndü…


O günden bu yana susmaya devam ediyor…


Bu ülkenin çocuğu Ali İsmail, “efsâne yazan polisler” tarafından sokak ortasında dövülerek öldürüldü, fakat zât-ı âlileri sustu, Bezm-i âlem Vâlide Sultan Camii’nin zeminindeki üç kuruşluk halı parçası kadar kıymet bulmadı zât-ı âlilerinin gönlünde ve kelâmında Ali İsmail; özel kaleminin usûlen yazacağı başsağlığı mesajında bir rahmet temennisine bile konu olamadı Ali İsmail…


“Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplamış bir lider” diye Başbakandan söz edildi…


Bir mesaj yayınlamadı… İkaz etmedi… “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi…


Yalnızca sustu…


“Başbakanımız bizim için adeta ikinci peygamber gibidir” dendi Başbakan için… 


Bir mesaj yayınlamadı… İkaz etmedi… “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi…


Yalnızca sustu…


"Sayın Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence ibâdettir” dendi Başbakan için…


Bir mesaj yayınlamadı… İkaz etmedi… “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi…


Yalnızca sustu…


Şeyh Yusuf el Kardavi Erdoğan’ı protesto etmenin haram olduğunu söyledi...


Bir mesaj yayınlamadı… İkaz etmedi… “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi…


Yalnızca sustu…


“Erdoğan'ı halife olarak tanıyor ve biat ediyorum” dendi…


Bir mesaj yayınlamadı… İkaz etmedi… “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi…


Yalnızca sustu…


Ve…


“Yolsuzluk fetvâları” verildi gazete köşelerindeki fıkıh tâcirleri tarafından…


Ve…


 “İnsanların günah işleme özgürlüğü vardır. 17 Aralık operasyonu işte bu özgürlüğe vurulmuş darbedir” dedi bir milletvekili…


Hadis âlimi Diyânet İşleri Başkanı yine bir mesaj yayınlamadı… İkaz etmedi… “Ne oluyor size böyle?” demedi, “Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” demedi… “Allah sizi ıslah etsin” bile demedi…


Yalnızca sustu.. susuyor…


Susarak günah işleme özgürlüğünü kullanıyor… Beyt-ül mala dadanan fâreleri görmezden geliyor…  


Sayın Hocam… Aziz Dostum…


Kelâmınızı siyâsî irâdenin emrine âmâde kılmaya ve sükûtunuzu siyâsî irâdenin günah işleme özgürlüğüne yuva yapmaya, istinatgâh ve payanda etmeye  bir son veriniz artık…


Üniversitedeki kürsünüze geri dönünüz…


O kürsüye başınız dik dönmek istiyorsanız eğer, o kürsünün haysiyeti için istifâ ediniz...


Döndüğünüzde ‘siyâsî irâdenin memuru’ olarak değil, ‘hadis âlimi’ olarak karşılanmak için görevden alınmayı ya da emekliliği beklemeyiniz, istifâ ediniz…


“Allah rızâsı için” istifa ediniz, ilminizin vakarını ve kürsünüzün haysiyetini kurtarınız…


Hâmiş: Bu satırların yazıldığı sırada gezi olaylarında ekmek almak için dışarıya çıkan ve efsâne yazan polislerin silahından çıkan gaz fişeğiyle vurulan 14 yaşındaki Berkin Elvan 269 gündür yattığı hastanede 16 kiloya düştü ve hayatını kaydetti; zât-ı âlileri bir tâziye mesajı lûtf’edecekler mi acaba?


Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS