Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Adnan İslamoğulları > 28 Şubat ve 17 Aralık…

28 Şubat ve 17 Aralık…


28 Şubat’ın harâretli günlerinden biriydi… 


Sincan’da ‘Kudüs Gecesi’ adı altında sergilenen traji-komik proğramların televizyonlarda anahaber bültenlerine gerilim filmi gibi aktarıldığı ve ‘şeriat geliyor’ avazaları arasında toplum mühendisliğinin sosyal civatalarının sıkıldığı günlerdi.


İstanbul Fatih’te şalvarları ve sarıklarıyla sakallı erkekler kaçıyor, arkalarında polis kovalıyor ve yan kulvardaki tv kameremanları da bir yandan çekim yaparak, polisin mürtecîleri nasıl kovaladığını nefes nefese anlatarak koşuyordu.  Arkalarına bakmadan kaçan birkaç sarıklıdan birinin sarığı yere düşmüş ve polislerin ayakları altında çamurlar içinde kalmıştı. Sokakta gururla sarıp, ötekileri kibirli bakışlarla süzen sarığın örttüğü başlar bir polis kovalamacasında sarıkla birlikte yere düşüyordü.


Bahsettiğim sahneyi ailenin bu yazıdan haberi olmadığı için ismini bu sütunda yazamayacağım bir mümtaz âlimimizin misâfiri olarak bulunduğum İstanbul’daki evinde Star televizyonunun anahaber bülteninde izlemiştik.


Haber bittikten sonra başındaki sarığı usulca çıkarıp hemen yanı başındaki sehpânın üzerine koyduktan sonra, “Sarığın da haysiyeti kalmadı, bundan sonra artık sarık da sarmayacağım” demişti merhum...


Mevlâna’nın “Sineğin bala ve yoğurda yapıştığı gibi şekle yapışanlar” diye târif ettiği sarıklı tâifesi sarığın bir haysiyeti ve bir ahlâkı oluğundan habersizdi… Tıpkı tesettürün de bir haysiyeti ve bir ahlâkı olduğundan habersiz oldukları gibi.


28 Şubat dindarlar adına, mütedeyyin kitleler adına, cemaatler adına, tarikatler adına, hülâsa müslümanlar adına şeklin, sembollerin, formun haysiyetini bitirdi.


* * * * *


‘28 Şubat’ın semeresi AKP’nin on yıllık iktidarı süresince de muhtevâ ve kemiyetin haysiyeti tüketildi.


Bir mü’minin sıkı sıkıya merbut bulunması gereken değerler sistemi ayaklar altına alındı.


Kavramların anlamları kaydırıldı, kavramların derûnu kirletildi, kavramlarla oyun hamuru gibi oynandı.


Askerî vesâyetin müzmin ve meşkûk mağduru mütedeyyin kesimin siyasal hareketi kimliğiyle iktidara gelen ve bahse konu mağdûriyetin etinden, sütünden, tüğünden, iliklerine kadar kemiğinden arsızca istifâde eden AKP ile birlikte kavramlar iğdiş edildi.


‘Adâlet’ yalnızca tabelâsında yazıyordu AKP’nin, zaman zaman ayaklarının çamurunu sildikleri siyaset etme yollarının paspası oldu aynı zamanda.


Mağdur oldukları bütün uygulamaları karşılarında duranlara yönlendirdi.


Akreditasyon uygulamalarından mağdur olurlardı, akreditasyonun tarihini yazdılar, yazıyorlar.


Gazete kupürleriyle haklarında açılan dâvâlardan mağdur olurlardı, şimdi gazete kupürlerinden dâvâlar açıyorlar hasımlarına.


Yargısız infazlardan mağdur olurlardı, şimdi kanaatlerine ve hislerine göre yargısız infazlar yapıyorlar.


Kartel medyasının mağduru olurlardı, tetikçi köşe yazarlarının hedef tahtalarına oturtulurlardı, şimdi yandaş medyanın sâhibi oldular, tetikçi köşe yazarları istihdâm ediyorlar yandaş medyalarında.


‘Güçlünün hukuku’ndan mağdur olurlardı ve ‘haklının hukuku’nu ararlardı, şimdi kendi güçlerinin hukukunu uyguluyorlar, hukuka saygı duymadıklarını söylüyorlar, yargıyı dizayn ediyorlar, haklının hukukunu arayabileceği hukuku katlediyorlar.


‘Fırat’ın kenarındaki koyun’un kaygısı, ‘Süleyman’dan hakkını alacak karınca’nın inancı ve ‘yetim hakkı’nın teminâtıyla geldikleri iktidarda, cumhuriyet tarihin en büyük yolsuzluğunun, en büyük rüşvetlerinin birincil öznesi oldular.


Gazete köşesinden yazan bir işporta fıkıhçısının pervâsız fetvâlarıyla soygunun adını vakıfçılık, rüşvetin adını komisyon koydular.


Kimisi ‘hissederek’, kimisi ‘kanaat getirerek’, kimisi ‘hayret ederek’ izledi bütün bu kepâzeliği.


Derin stratejilerden derin yalnızlıklara ve derin bir sefâlete sürüklendiler.


28 Şubat mütedeyyin kitleler adına, şeklin, sembollerin, formun haysiyetini bitirmişti.


17 Aralık ise o şeklin içine hapsolmuş kavramları tüketti.


Adâlet, vicdan, doğruluk, helâl, haram, ahlâk gibi en temel kavramları çürüttü, tüketti.


* * * * *


AKP iktidârı mahallî seçimlerde alınan % 43 küsur oya rağmen fiilen bitmiştir, şu ânda devâm eden on yılda oluşturulan hukuksuzluk ve haram organizasyonudur.


Bundan sonra siyâsetin dili değişecek ve dinî kavramlar siyâsî retorik ve pazarlama malzemesi olmaktan çıkacaktır. Çünkü din referanslı kavramlar siyâseten muhatapsız kalacaktır.


Dinî kavramların siyâsetçilerin istismârı ile devlet hayatında bu denli hor kullanıldığı bu on yıldan sonra siyâsetin dilinin sekülerleşmesi kaçınılmaz olacak ve bu kavramlar politik menünün iştah kabartan çeşitleri değil, sevk-i tabi içinde dinin, insanın ve hayatın kıymetleri olarak itibarına kavuşacaktır.


Değerlerimizin muhafazası onların ‘usta’lıkla pazarlanması değil, insan hayatının ve devlet yönetme biçiminin vazgeçilmezleri hâline getirilmesiyle mümkündür.


Adâlet ve ahlâk adına dindar maskeli adâletsizlik ve haksızlıklara karşı durmak da bir ibâdettir…





  





      







Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS